ZEBERCED Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

ZEBERCED kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

ZEBERCED: Zümrüd cinsinden ve onun kadar kıymetli olmayan, sarımtırak yeşil, cam parlaklığında kıymetli taş.

ZEBERCED ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • ZEBERCED: Zümrüd cinsinden ve onun kadar kıymetli olmayan, sarımtırak yeşil, cam parlaklığında kıymetli taş. Devamını Oku

  • İNORGANİK: Fr. Mâden cinsinden olan, cansız maddelerden bulunan. Organik olmayan. Hayvan ve insan gibi vücud yapısına ait olmayan. Devamını Oku

  • MAHBUBE: (Hubb. dan) Sevilmiş veya sevilen kadın. Muhabbet edilen kadın veya kız. * Vaktiyle çok kıymetli ve pahalı olan lâle cinsinden bir çiçek. Devamını Oku

  • BESMELE: $ in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. İnsan da Bismillah diyemiyeceği, yani Allah’ın emri ve izni olmayan bir işi ve hareketi yapmamak, onun emri dairesinde kalmakla gerçekten insan olur. Devamını Oku

  • ZEBERDEC: Zeberced taşı. Devamını Oku

  • İSMÎ: (İsmiyye) İsme mensub, isimle alâkalı. İsmen olup aslen olmayan, varlığı isimden ibâret olan. İsim cinsinden. * Arabçadan iki isimden, yani; müsned ile müsned-i ileyhten mürekkep cümle. Devamını Oku

  • ELMAS: Çok kıymetli, beyaz, şeffaf mâden. Cevher. Kıymetli taş. (En saf karbondur.) Devamını Oku

  • FEYLESOF: Felsefe ile uğraşan, felsefeci. (İlm-i hikmetle meşgul olan mütefennin. Dinle münasebeti olmayan gayr-ı müslim. L.R.) (Bak: Hükemâ)(İ’lem Eyyühel-Aziz! Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun o şeyin ahvâli hakkında ihtilâfları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh, avrupa feylesofları, maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı Devamını Oku

  • NEBATÎ: Nebat cinsinden, nebata mensup ve nebata ait, yerden biten cinsinden olan. Devamını Oku

  • KELKÂHYA: Mc: Vazifesi olmayan şeylerle alâkadar olan. Her şeye karışan. Devamını Oku

  • ATARAKSİYA: yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli. * (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldıza kadar) ama iktidarı hiç denecek kadar az, zayıf bir mahluktur. Allah’ı tanımaz ve Onun kudretine dayanmazsa işte böyle saçmalıklara Devamını Oku

  • İFRAZ HAZİNESİ: Tar: Kullanılmayan kıymetli eşyanın saklandığı yer. Bu gibi kıymetli şeylerden ikinci dereceden olanların muhafaza olunduğu yere de “Bodrum Hazinesi” denilirdi. Devamını Oku

  • MÜMEVVEH: Sahte, samimi olmayan, içten değil. Görünüşte haklı olan. Gösterişle alâkadar. Devamını Oku

  • DİME: (C.: Diyem) Gündüz veya gecenin üçte biri miktarı ile tam gün kadar sürebilen, gürleme ve yıldırımı, olmayan yağmur. Devamını Oku

  • CEVAHİR: (Cevher. C.) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar. * Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar