VE-İLLA Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

VE-İLLA kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

VE-İLLA: Olmadığı hâlde. Yoksa. Aksi takdirde.

VE-İLLA ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • FE-İLLA: Eğer olmazsa. Olmadığı takdirde (gibi mânalara gelir.) Devamını Oku

  • KAZİYE-İ MUHKEME: Tam, sağlam hüküm. Temyizin tasdikinden geçmiş, değişmez hâle gelmiş mahkeme kararı ki, böyle bir karara mazhar olan herhangi birşey hakkında tekrar dava açılamaz; dâva mevzuu yapılamaz. Aksi takdirde kanun namına kanunsuzluk yapılmış olur. Buna “Kaziye-i mahkumun bihâ” da denir. (Bak: Muhkem kaziyye) Devamını Oku

  • İLLÂ: (İstisnâ edatıdır) Maadâ, olmadığı suretle, alel-husus, mutlaka, illâ, meğer, aksi hâlde, ne olursa olsun, bâhusus, ancak (gibi mânalara gelir). Devamını Oku

  • İLLÂ: (İstisnâ edatıdır) Maadâ, olmadığı suretle, alel-husus, mutlaka, illâ, meğer, aksi hâlde, ne olursa olsun, bâhusus, ancak (gibi mânalara gelir). Devamını Oku

  • TEYEMMÜM: Kasd. * Fık: Su bulunmadığı veya su bulunup da kullanılması mümkün olmadığı takdirde temiz olan toprak cinsinden bir şey ile, abdestsizliği veya gusülsüzlüğü -hadesi- gidermek maksadiyle yapılan bir ameliyedir. Devamını Oku

  • ZAVİYE: Köşe. * Küçük tekke. * İki çizginin birleşmesi ile hasıl olan köşe, şekil. * Mat: Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık. Açı. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde “derece”, 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde “grat” tır. Devamını Oku

  • ZAVİYE: Köşe. * Küçük tekke. * İki çizginin birleşmesi ile hasıl olan köşe, şekil. * Mat: Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık. Açı. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde “derece”, 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde “grat” tır. Devamını Oku

  • KÜSUF: Güneş tutulması. Ay’ın, dünya ile güneş arasına gelerek dünya üzerinde gölge yapması. * Mc: Birisinin felâketli hâlinde çok teessür göstermesi hâli.(Güneşin ve ayın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibâdet-i mahsusanın vakitleridir. Yâni gece ve gündüzün nurani âyetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlâhiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenâb-ı Hak ibâdını o vakitte bir nevi ibâdete Devamını Oku

  • ŞÜBHE: (C.: Şübeh – Şübühât) Tereddüd. Bir şeyin doğru olup olmadığına veya var olup olmadığına dair kat’i kanaat ve bilgi sahibi olmamak hâli. Devamını Oku

  • KE-EN LEM YEKÜN: Güyâ olmadı. Sanki olmadı. Devamını Oku

  • SALİBE-İ KÜLLİYE: Man: Bir şeyin nefyine delâlet eden kaziye. Bir şeyin bütün bütün olmadığını veya mevcudattan hiç birisine hâkim ve müessir olmadığını iddia ve isbat eden hüküm.(Halk-ı eşya hakkında “mucibe-i külliye” sâdık olmadığı takdirde “salibe-i külliye” sâdık olur. Yâni ya bütün eşyanın Hâlikı Allah’tır veya Allah hiçbir şeyin Hâlikı değildir. Çünkü: Eşyanın arasında muntazam tesanüd Devamını Oku

  • MÜBAYİN: Farklı. Başka türlü. Muhalif. Diğerinin zıddı. Aksi. Devamını Oku

  • ZID: Aksi, muhâlif, zıt. * Nefret edilen, kerih şey. Devamını Oku

  • VARUN: f. Ters, uğursuz, aksi. Devamını Oku

  • ZIDDEYN: Birbirinin aksi olan iki şey. İki zıt. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar