VABESTE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

VABESTE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

VABESTE: f. Bağlı, mütevakkıf, olması bir şeye bağlı olan.(Bir fikre davet, cumhur-u ulemanın kabulüne vabestedir. M.)

VABESTE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • ZANN-I KABUL-Ü CUMHUR: Bir hükmün doğruluğunu ekseri müçtehidlerin ve ehl-i reylerin zann derecesinde, yani kuvvetli ihtimal ile kabul etmeleri.(Ümmeti da’vetle teşri’ edemez, fehmi şeriatten olur; lâkin şeriat olamaz. Müçtehid olabilir, fakat müşerri’ olamaz.İcma’ ile cumhurdur, sikke-i şer’i görür. Bir fikre davet etmek zann-ı kabul-ü cumhur, şart-ı evvel oluyor.Yoksa, davet bid’attır; reddedilir, ağzına tıkılır; onda daha Devamını Oku

  • CUMHUR-U ULEMÂ: Âlimler cemaatı. Âlimler sınıfı. (Bir fikre dâvet cumhur-u ulemânın kabulüne vâbestedir, yoksa dâvet bid’attır, reddedilir. Mek.) Devamını Oku

  • CUMHUR-U ULEMÂ: Âlimler cemaatı. Âlimler sınıfı. (Bir fikre dâvet cumhur-u ulemânın kabulüne vâbestedir, yoksa dâvet bid’attır, reddedilir. Mek.) Devamını Oku

  • ŞART: Bir kısım muamelelerde lüzumlu olan hüküm. Bir şeyin olması ona bağlı olan şey. * Kayıt. Bir iş için mutlaka lüzumlu olan husus. * Yemin. * Hal, vaziyet. * Gr: Biri diğerine bağlı olan iki cümle hakkında delâlet edilen; yâni mütevakkıf aleyhe delâlet eden diğer cümleye cezâ denir. Meselâ: “Haber verirsen, ben de gelirim” cümlesinde Devamını Oku

  • İ’TİRAZ: (İtiraz) Kabul etmediğini bildirmek. Bir fikir veya işin olmasını kabul etmemek. * Men’ eylemek. Men’ olmak. Devamını Oku

  • FEVZÂ-YI ÂRÂ: Fikirlerin karmakarışık olması. Fikre ait anarşi. Fikrî anarşi. Devamını Oku

  • CUMHUR: Halk topluluğu. Hey’et, takım. Aynı kararı veya hükmü kabul edenler. * Âlimlerin çoğu, ekseriyeti. * Seçimle idare edilen devlet. * Bir yere toplanmış kum, toprak. Devamını Oku

  • İBRAHİM: İbrahim kelimesi, İbranicede baba anlamına gelen “eb”; ve cumhur demek olan “reham” kelimelerinden meydana gelmiştir. “Ebu-l cumhur” ise; cumhurun babası demektir. Bu ismi meydana getiren kelimelerin ikisinin de hareke veya telaffuzlarını az bir değişiklik yapmakla yine bu mânalar Arapçada vardır. Bu da İbranilerle Arapların yakınlıklarına delildir. Devamını Oku

  • İBN-İ TEYMİYE: (Hi: 661-728) Diğer adı Ahmed bin Abdülhalim Harranî’dir. Hanbelî fıkıh ve hadis âlimi olarak bilinir. Bazı mes’elelerde ifrata kaydığından cumhur-u ulemaca hüsn-ü kabul görmemiştir. Devamını Oku

  • FERD: Tek, bir, yekta. Eşi, benzeri olmayan. Bîhemta olan.(Kâinatın âlemleri, envâları ve unsurları öyle birbiri içine girift olarak girmiştir ki, kâinatın hey’et-i mecmuasına mâlik olmayan bir sebeb hiçbir nev’ine, hiçbir unsuruna hakiki tasarruf edemez. Adeta İsm-i Ferd’in cilve-i vahdeti, bütün kâinatı bir vahdet içine almış; herşey o vahdeti ilân ediyor. Meselâ: Bu kâinatın lâmbası olan Devamını Oku

  • KAZİYE-İ ŞARTİYYE: Man: İki cümleden ibâret, fakat bunlardan birinde olan hüküm diğerinde gösterilen şarta mütevakkıf olan, yâni; aralarında mülâzemet ve irtibat bulunan kaziyedir. Devamını Oku

  • DELLAL: İlân edici. Yüksek sesle bildiren. * Müşterileri çeken. Davet eden. * Hakka davet eden. Devamını Oku

  • MENUT: Asılı, muallâk. * Bağlı. Mütevakkıf. Merbut. Vâbeste. * Bir milletten olmayıp so adan o millete dahil olmuş olan. Devamını Oku

  • İCAB: Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak. * Ist: Akitlerde ilk söylenen söz. Bir mal sahibinin müşteriye karşı, “Bu malımı sana şu kadar paraya sattım” demesidir. Müşterinin de kabul etmesine dair olan sözüne “kabul” denir. Şer’i ıstılahta buna “icâb ve kabul” denir. Devamını Oku

  • MAKBUL-ÜŞ ŞAHÂDE: Şahâdeti kabul edilen. Şahidliği kabul edilmiş olan. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar