TEKELLÜMÂT-I TESBİHİYE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

TEKELLÜMÂT-I TESBİHİYE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

TEKELLÜMÂT-I TESBİHİYE: Cenab-ı Hakk'ı tesbih eden kelâmlar, konuşmalar.(Demek faaliyetten gelen harekât ve zeval bir tekellümât-ı tesbihiyedir ve kâinattaki faaliyet dahi kâinatın ve envâının sessizce bir konuşması ve konuşturmasıdır. M.)

Sponsorlu Bağlantılar

TEKELLÜMÂT-I TESBİHİYE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • TESBİH: Sübhânallah demek. Cenab-ı Hakk’ı (C.C.) şânına lâyık ifadelerle yâdetmek. Yâni: Allah’ın zâtında, sıfâtında ve ef’âlinde cemi’ nekaisten münezzeh olduğunu ifade etmektir. (Bak: Sübhan) Devamını Oku

  • TESBİHAT: (Tesbih. C.) Cenab-ı Hakk’ı (C.C.) sıfatına lâyık ifadelerle yâdetmeler. Devamını Oku

  • TESBİHHAN: f. Tesbih eden, tesbih okuyan. Devamını Oku

  • TEKELLÜM: (C.: Tekellümât) Konuşmak. Söylemek. Devamını Oku

  • TEKELLÜF: Kendi isteğiyle külfete girmek, bir zorluğa katlanmak. * Gösterişe kapılmak. Özenmek. * Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket.(Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan aslâ hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzâde olmalarını emreder. Ve buyururlar ki, “Tekellüf şer’an ve hikmeten fenâdır. Çünkü, tekellüf sevdası, insanı hadd-i ma’rufu tecâvüze sevkeder. Mütekellif olanlar, bazan hodbinâne bir tezâhür ve Devamını Oku

  • MÜTEKELLİMÂNE: f. Konuşur gibi, konuşmak suretiyle. Devamını Oku

  • TEKELLÜM-İ SÂMİT: Sessiz konuşma. Devamını Oku

  • DER-TESBİH: Tesbihde, duâda, zikirde. Devamını Oku

  • MÜTEKELLİM-İ VAHDE: Konuşan kimsenin yalnız kendine ait fiili gösteren kelimelerin sigasıdır. Baktım, görüyorum, gezmişim, oturacağım gibi. (Bak: Mütekellim-i maalgayr) Devamını Oku

  • MÜTEKELLİFÎN: (Mütekellif. C.) Zahmetli, külfetli iş tutanlar, tekellüf edenler. Devamını Oku

  • ZAMİR-İ MÜTEKELLİM: Mütekellim zamiri, yani konuşanın isminin yerini tutan zâmir. (“Ben” gibi) Devamını Oku

  • MÜBÎN: Açık, vâzıh, âşikâr. Ayân kılan, beyan ve izah eden. * Dilediğine doğru yolu gösteren. * Hak ile bâtılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.(Mübin, bâne mânasına “ebâne” den beyyin, gayet açık, parlak demek olduğundan, Kitab-ı Mübin i’cazı zâhir olan parlak kitap demek olur ki, murad Kur’andır. Hakkı beyan eden demek Devamını Oku

  • İNTAK-I Bİ-L HAK: Hakk’ın söyletmesi. Cenab-ı Hakk’ın konuşturması. İnayet-i Hak ile hakikatı olduğu gibi dile getirmek. Devamını Oku

  • MÜTEKELLİM-İ MAALGAYR: Konuşan kimsenin kendisinin de içinde bulunduğu bir cemaata ait fiili ifade eden kelimelerin sigasıdır. Okuduk, yazıyoruz, gideceğiz, çalışmışız… gibi. (Bak: Mütekellim-i vahde)(Fert mütekellim-i vahde olsa, müsamahası ve fedakârlığı amel-i sâlihtir. Mütekellim-i maalgayr olsa, hıyanettir, amel-i tâlihtir. Bir şahıs kendi nâmına hazm-ı nefs eder, tefahür edemez; millet namına tefahür eder, hazm-ı nefs edemez. M.) Devamını Oku

  • ŞERİAT-I FITRİYE: Cenab-ı Hakk’ın kâinatta vaz’ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar