TAVR Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

TAVR kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

TAVR: (Bak: Tavır)

Sponsorlu Bağlantılar

TAVR ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • TAVR-I BÂTIL: Bâtıl, kötü hal ve vaziyetler. Devamını Oku

  • TAVRÎ: Vahşi adam veya kuş. * Ehad, vâhid, bir. Devamını Oku

  • BED-ÜSLÛB: f. Üslûbu fena; tavrı, gidişi kötü. Devamını Oku

  • MÜTEFER’İN: Kibirli, mağrur. * Fir’avun tavrı takınan, fir’avunlaşan. Devamını Oku

  • TASABBİ: (Saby. dan) Çocuk tavrı takınma. Çocuklaşma. Devamını Oku

  • MÜTEBALİH: Kendini ebleh gösteren. Bönlük tavrı takınan. Devamını Oku

  • MÜTEGABİ: Ahmak tavrı takınan. Kendini ebleh gösteren. Devamını Oku

  • MU’CİZBEYAN: f. Anlatış tavrı herkese benzemeyen. Tarz-ı beyanı mu’cize olan. Kur’an-ı Kerim. Devamını Oku

  • TAVIR: (Tavr) Suret. Hareket, hal, vaziyet. * Bir kerre, bir defa. * İki şey arasındaki had ve fasıla. * Kader. * Miktar. Devamını Oku

  • BEDÎÎ KIRAET: Mantıki kıraet şartlarına riâyet ettikten başka rikkat mevkiinde sesini indirmek, şiddet makamında yükseltmek -acemi aktör tavrı takınmaksızın- mevzuu ses ve işaretle canlandırmaktır. Devamını Oku

  • TEKELLÜF: Kendi isteğiyle külfete girmek, bir zorluğa katlanmak. * Gösterişe kapılmak. Özenmek. * Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket.(Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan aslâ hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzâde olmalarını emreder. Ve buyururlar ki, “Tekellüf şer’an ve hikmeten fenâdır. Çünkü, tekellüf sevdası, insanı hadd-i ma’rufu tecâvüze sevkeder. Mütekellif olanlar, bazan hodbinâne bir tezâhür ve Devamını Oku

  • AHLAK: (Hulk.C.) Huy, tabiat. İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları. Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim. Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefe.Filozoflar hangi hareketlerin iyi, hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine uyması gerektiği konusunda ortak bir fikre varamadılar. Kimi menfaati, kimi saadeti, kimi de vazifeyi Devamını Oku

  • VÜCUD: Varlık. Var olmak. Bulunmak. * Cesed, cisim, ten, gövde.(Vücud mertebeleri muhteliftir. Ve vücud âlemleri ayrı ayrıdır. Ayrı ayrı oldukları için, vücudda rüsuhu bulunan bir tabaka-i vücudun bir zerresi, o tabakadan daha hafif bir tabaka-i vücudun bir dağı kadardır ve o dağı istiab eder. Meselâ: Âlem-i şehadetten olan kafadaki hardal kadar kuvve-i hâfıza âlem-i mânadan Devamını Oku

  • VÜCUD: Varlık. Var olmak. Bulunmak. * Cesed, cisim, ten, gövde.(Vücud mertebeleri muhteliftir. Ve vücud âlemleri ayrı ayrıdır. Ayrı ayrı oldukları için, vücudda rüsuhu bulunan bir tabaka-i vücudun bir zerresi, o tabakadan daha hafif bir tabaka-i vücudun bir dağı kadardır ve o dağı istiab eder. Meselâ: Âlem-i şehadetten olan kafadaki hardal kadar kuvve-i hâfıza âlem-i mânadan Devamını Oku

  • ASÂ-YI MUSÂ: Hz. Mûsânın (A.S.) Asâsı. * Kafir sihirbâzları Cenab-ı Hakkın izniyle mağlub eden ve taşa vurduğunda hemen Cenab-ı Hakkın izni ile su çıkaran Hz. Mûsânın (A.S.) mucizeli değneği. Bu mucizeye teşbih olarak, her bir zerrede ve her şeyde Allahın (C.C.) varlığını, birliğini ve kudsi sıfatlarını isbat ederek imân âb-ı hayatını gösteren ve bununla kâfirleri Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar