TARAFDARÎ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

TARAFDARÎ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

TARAFDARÎ: f. Kayırıcılık, taraftarlık.

Sponsorlu Bağlantılar

TARAFDARÎ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • TARAFDAR: f. Birinin tarafını tutan, bir tarafı tutan, bir tarafı kayıran. Devamını Oku

  • MÜTEASSIB: (Asab. dan) Taassub eden, taraftarlık eden. * Son derecede dinine ve milletine taraftarlık besleyen. (Bak: Mutaassıb) Devamını Oku

  • TARAF: Yan, yön. * Yer, memleket, ülke. Kıt’a. * Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak. * Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri. Devamını Oku

  • KESB-İ ŞER: şerli bir işi işlemek veya o işe âlet olmak yahut da tarafdar olmak. Devamını Oku

  • TEMAYÜL: (C.: Temayülât) Meyletmek. Bir cihete iltifat etmek. Bir tarafa eğilmek. * Bir yana çarpılmak. * Bir yana veya bir kimseye fazla taraftarlık ve sevgi göstermek. Devamını Oku

  • MÜSBET HAREKET: Doğruluğu âşikâr olan ve belli ve isbat edilebilen; doğru düşünenlerin kabul edebileceği kanun ve nizama uygun hareket. * Allah’ın (C.C.) emrine uygun, tahribkâr ve tecavüzkâr olmayan, yapıcı ve tâmir edici tarzda olan, mizan, adâlet ve insafa uyan hareket.(Bir şeyin vücudu, bütün eczasının vücuduna vâbestedir. Ademi ise, bir cüz’ünün ademi ile olduğundan; zayıf adam Devamını Oku

  • MUSİBET-İ ÂMME: Umuma ve cemiyetin ekseriyetine gelen belâ.(Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işliyen ve binler mânevi ve maddi hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalâlet ve tuğyan; safdil taraftar ile ekseriyet teşkil Devamını Oku

  • MÜTEŞEYYİH: Şeyhlik taslayan, kendini şeyh gibi gösteren. * İhtiyarlaşan.(S – Veli olan şeyhin, müddei olan müteşeyyih ile farkları nedir?C – Eğer hedef-i maksadı, İslâmın ziya-yı kalb ve nur-u fikriyle ittihad ve mesleği muhabbet… ve şiarı, terk-i iltizam-ı nefs.. ve meşrebi, mahviyet.. ve tarikatı hamiyet-i İslâmiye olsa kabildir ki: Bir mürşid ve hakiki şeyh olsun. Lâkin, Devamını Oku

  • EBU TALİB: (…-619) Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (A.S.M.) amcasıdır. (Diyorsunuz ki: Amcası Ebu Tâlib’in imanı hakkında esahh nedir?Elcevap: Ehl-i Teşeyyu, imanına kail; Ehl-i Sünnet’in ekserisi, imanına kail değiller. Fakat benim kalbime gelen budur ki: Ebu Tâlib, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın risaletini değil; şahsını, zâtını gayet ciddi severdi. O’nun -o gayet ciddi- o şahsî şefkati ve muhabbeti, Devamını Oku

  • MECZUB: Başkasının te’siri ile hareket hâlinde olan. Cezbedilmiş. Aklı gitmiş olan. Aşk-ı İlahî ile kendinden geçmiş. * Deli. Divane. Mecnun.(Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar “Cibâli Baba kıssası” nev’inden olarak bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubdurlar. Ve bir kısmı dahi; bâzan sahvede ve daire-i akılda görünür, bâzan aklın Devamını Oku

  • ANARŞİ: yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu. (Bak: Ye’cüc ve me’cüc)(Bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hiristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak… Çünkü; bir İsevi Müslüman olsa, İsâ aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevi Devamını Oku

  • TEFE’ÜL: Fal açmak. * Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi. * Olacak şeyi tahmin etmek. (Zıddı: Teşe’üm)(Kur’an ile tefe’üle ve rü’yaya itimada ehl-i hakikat tarafdar değiller. Çünki: Kur’an-ı Hakîm, ehl-i küfrü, kesretle ve şiddetli Devamını Oku

  • ADEM: Yokluk, olmama, bulunmama. * Fakirlik. (Vücudun zıddı)(Bir zaman -küçüklüğümde- hayalimden sordum: “Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat so a ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki, fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?” dedim. Baktım ikincisini arzulayıp birincisinden “Âh!” çekti. “Cehennem de olsa beka isterim.” dedi. R.N.)(Eğer sen Devamını Oku

  • İHTİLAF: (Hulf. den) Anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik. * Birisinin halifesi olmak.(Eğer denilse: Hadiste $ denilmiş. İhtilaf ise, tarafgirliği iktiza ediyor. Hem tarafgirlik marazı; mazlum avâmı, zâlim havassın şerrinden kurtarıyor. Çünki: Bir kasabanın ve bir köyün havassı ittifak etseler, mazlum avâmı ezerler. Tarafgirlik olsa, mazlum bir tarafa iltica eder, kendisini kurtarır. Hem, tesadüm-ü efkârdan ve tehâlüf-ü Devamını Oku

  • ENANİYET: (Enâniyyet) Benlik. Kendine güvenmek, gurur. Hodbinlik. Sadece kendine taraftarlık. Her yaptığı işi kendinden bilmek.(Gök, zemin, dağ, tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddit vücuhundan bir ferdi, bir vechi, “Ene” dir. Evet “Ene” , zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nurani bir şecere-i tuba ile, müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir. Şu azîm Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar