SORGUÇ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

SORGUÇ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

SORGUÇ: Başa takılan tuğ. * Bazı kuşların tepelerinde bulunan tüyden süs.

Sponsorlu Bağlantılar

SORGUÇ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • KUYDAŞ: f. Aynı köyden olanlar. Köyleri aynı olan kimseler. Devamını Oku

  • HEMİCEK: Şehre köyden yeni gelip bir şey bilmez şaşkın ve kaba adam. Devamını Oku

  • NAHİYE: Yan taraf, kenar, civar, çevre. * Küçük yer, bölge. İdari taksimatta, kazadan küçük, köyden büyük olan yerleşme merkezi. Devamını Oku

  • MÜSTANTIK: İstintak eden, soran. * Mahkemede ilk ifadeyi alan, ilk soruşturma tahkikatı açan hâkim. * Sorgu hâkimi. * Sual soran. Sorguya çeken. Devamını Oku

  • HEM-DİH: f. Köyleri aynı olan. Aynı köyden olan. Devamını Oku

  • ÇELENK: f. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. (Cenazelere çelenk göndermek İslâm âdeti değildir, israftır.) Devamını Oku

  • MÜNDERİC: Yer almış. İndirac eden, derc olunan. * Bir şeyin içine konulmuş bulunan. İçinde bulunan. Devamını Oku

  • HAV: Çuha ve buna benzer kumaşların ters yüzlerinde bulunan tüy. * Şeftâli gibi bazı meyvelerin üzerlerinde bulunan ince tüy. Devamını Oku

  • ÇUHADAR: Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe. Devamını Oku

  • SU’BAN: (C.: Saâbin) Büyük yılan. Ejderha. * Koz: Semanın kuzey yarım küresinde bulunan Tinnîn Burcu’nun çevirdiği büyük kavisin ortasında ve küçük ayı dörtgeninin tam karşısında bulunan en parlak yıldız. (Alpha Draco) Devamını Oku

  • E: Gr: İstifham, sorgu edatı. (Ezehebe Nuri: Nuri gitti mi? derken Ezehebe’nin başındaki “E” harfi gibi) * Arapça kelimelerin sonuna “e” gelerek onları müennes yapmaya yarar. Âdil, Âdile… Emin, Emine… Kâmil, Kâmile… Nuri, Nuriye… gibi. (Bak: Müennes) Devamını Oku

  • AMPUL: Fr. İçinde elektrik akımı yardımıyla ışık vermeye yarayan bir iletken bulunan, havası boşaltılmış olan cam şişe. * İçinde sıvı ilâç bulunan, ağzı kızdırılarak kapatılmış küçük şişe. Devamını Oku

  • İDDİANAME: Müddei umuminin (savcının), iddialarını topladığı ve soruşturma sonunda mahkemede okuduğu yazı. (Ceza işlerinde hazırlık tahkikatının neticesi, davasının açılması için kâfi olduğu anlaşılırsa savcı bu dâvayı, ya ilk tahkikatın açılması hakkında sorgu hakimine bir talepname veya doğrudan doğruya mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle açar. Savcının bu suretle davayı açtığını bildiren yazısına iddianame denir. (O.T.D.S.) Devamını Oku

  • HAVÂSS-I HÜMAYUN: Tar: Osmanlı İmparatorluğunun fütuhat devirlerinde (yükselme devri) fethedilen araziden devlet hazinesine ayrılan kısım. Her yer zaptedildikçe, arazi: timar, zeamet ve has namıyla üç sınıfa ayrılırdı. Meselâ 250 köyden müteşekkil bir sancağın 100-150 köyü ikişer üçer köy olarak 40-50 tımara ayrılır, harpte başarı gösteren askerlere dağıtılırdı. Kalanı zeamet ve has itibar edilerek bundan vezirlere, Devamını Oku

  • MÜDDEİ-Yİ UMUMÎ: Milletin umum haklarını korumak üzere muhakemede hazır bulunan vazifeli, hukuk tahsilini bitirmiş hükümet memuru. Adliye bakanlığına bağlı, icra kuvvetini birlik halinde temsil eylemek üzere teşekkül eden, adlî idare makamında bulunan şahıs. Savcı. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar