ŞİR’A Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

ŞİR’A kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

ŞİR'A: (Şeria-Meşrea) Lügat mânası, bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda insanların, hayat-ı ebediye ve saadet-i hakikiyeye vusulü için Allah'ın vaz' u teklif ettiği ahkâm-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bil'istiare ıtlak edilmiştir ki, din demektir. Ya kapalı bir şeyi yarıp açmak ve beyan etmek mânasına şer' mastarından veya birşeye duhul manasına şurû'dan alınmıştır. (E.T.) (Bak: Şeriat)

ŞİR’A ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • ŞERİAT: Doğru yol. Hak din yolu. * Büyük ve geniş cadde. * Nur, aydınlık, ışık. * Kur’an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın târif ettiği ve bildirdiği yol. Allah (C.C.) tarafından Peygamber Aleyhisselâm vâsıtasiyle vaz’ ve tebliğ olunan hükümleri hâvi İlâhî kanunların hey’et-i mecmuası. Şeriat, aynı zamanda din mânâsına müsta’meldir ki, ahkâm-ı asliye denen itikadiyâtı Devamını Oku

  • İSTİARE-İ MEKNİYE: (Kapalı istiare) Teşbihin temel unsurlarından yalnız benzetilenle yapılan istiare. Meselâ: Merhum Mehmed Akif’in:Şu karşımızda mahşer kudursa, çıldırsa,Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz.Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz…beyitlerinde düşman kalabalığı evvelâ mahşere benzetilerek açık istiâre yapmış, so a o mahşer bir köpeğe teşbih edilerek, fakat müşebbehün bih’i (kendisine Devamını Oku

  • MÜFESSER: Tefsir edilmiş. izah ve beyan edilmiş. Mânası izah suretiyle bildirilmiş. Açıklanmış. * Beyan-ı tefsir veya takrir edilmiş olması sebebiyle manası “nass” dan daha vâzıh olan sözdür. * Mücmel olmayan söz. Devamını Oku

  • MÜŞKİLAT-I KUR’ANİYE: Manasının incelik ve derinliği veya istiare-i bediyye ile ifade edilmiş olması gibi sebeblerden dolayı derin tetebbu ve tefekkür neticese ancak anlaşılabilen âyetler. Devamını Oku

  • TEOKRASİ: (Fr: Theocratie) Din hükümlerine göre idare edilen ve dinî esaslara bağlı olan idare şekli. Allah namına papazlar idaresi.(Bu kelime, İslâm memleketlerinde: Şeriat hükümleriyle devleti idare etmek mânasında kullanılır. Avrupa memleketlerinde ise, “Allah nâmına papazlar idaresi” mânasına gelir. Hatta 1304’de basılan Kamus-u Fransavî’de: “Kanun-u İlâhî ile ve sıfat-ı ruhaniyetle icra olunan hükümet” şeklindeki ifadesiyle, bu Devamını Oku

  • TA’N: Hoş görmemek. Kötülemek. Birisinin ayıp ve kusurlarını beyan etmek. * Küfretmek. * Muhalifin iddialarını çürütmek. * Vurmak. * Duhul etmek, dâhil olmak, girmek. Devamını Oku

  • ZİMMÎ: Anlaşma ile İslâm diyarında yaşaması kabul edilmiş, hayatı hıfzedilen gayr-ı müslim. Ehl-i zimmet.(Kâfir eğer zimmî olsa veya musalaha etse hakk-ı hayatı var diye usul-ü şeriatın bir düsturudur. Hem Mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kâfirin şehadeti makbuldür. Fakat fâsık, merdud-üş şehadettir, çünkü hâindir. L.) Devamını Oku

  • A’RAF: (Arf. C.) Sırt, tepe. Özel manası Cennetle Cehennem arası bir yer.(Arf, herhangi bir yüksek yer demektir ki, bu münâsebetle atın yelesine, horozun ibiğine arf denilmiştir.)(A’raf, meşhur bir kavle göre Cennet ile Cehennem arasındaki hicabın, surun yüksek tepeleri demek olur. İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de mervidir. Fakat Hasanı Basri Hazretleri demiştir ki, Devamını Oku

  • ECEL: Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. Âhirete göç etmek. * İleride olacağı şüphesiz olan. * Allah’ın takdir ettiği ömür. Devamını Oku

  • ECEL: Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. Âhirete göç etmek. * İleride olacağı şüphesiz olan. * Allah’ın takdir ettiği ömür. Devamını Oku

  • GÜFTE: Her hangi bir makama göre bestelenen manzume. * Farsça “söylemek” demek olan “güften” mastarından gelen bu tabirin mânası, söylenmiş söz demektir. Devamını Oku

  • MEŞRUA: Şeriatın kabul ettiği hâl. Yapılması serbest olup, haram olmayan. Allah’ın (C.C.) kanununda müsaade edilen. Şeriatça yapılması günah olmayan. Devamını Oku

  • FARZ: Bir kimseyi bir vazifeye tayin etmek veya maaş bağlamak. Bir kimsenin kendi nefsine âid iken başkasına hibe ettiği muayyen bir şey. (Bunun zıddı “karz”dır.) * Takdir veya beyan eylemek. * Bir şeyi delmek, gedik açmak. * Bir dâvaya mevzu ve rükün kılınan husus. * Addetmek, saymak, tutmak. * Fık: Din hususunda icrası vâcib, terki Devamını Oku

  • KEBAİR: (Kebire. C.) Büyük şeyler, büyük günahlar. Kebairin sıralanışı:-Allah’ı inkâr etmek.-Allah’a şirk koşmak.-Kat’iyyen sâbit olan dini bir hükme inanmamak.-Allah’ın rahmetinden ümidini kesmek.-Allah’ın cezasından, mekrinden ve azabından emin olmak.-Günah üzerinde ısrar etmek. Yâni, herhangi bir günahı devamlı işleyip durmak.-Namazı, orucu terketmek. Allah yolunda cihaddan kaçmak.-Anaya, babaya âsi olmak. Yalan yere şehadet veya yemin etmek.-Bir kimseyi haksız Devamını Oku

  • KAZA: Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. * Vaktinde kılınmayan namazı so adan kılmak. * Allah’ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi. * Hâkimlik, hâkimin hükmü. * İstemeden yapılan zarar. * Hükmeylemek, hüküm. * Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. * Beyan eylemek. * Ahdini yerine getirmek. * Ödemek, edâ etmek. * İcab. * Ölüm. (L.R.) * Şeriat Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar