SEMSAM Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

SEMSAM kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

SEMSAM: Eline ne alırsa kıran.

SEMSAM ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • VÂZI-UL YED: El koyan. Eline alan. Bir malı eline geçirmiş olan. Devamını Oku

  • CAHŞE: Eşek sıpasının dişisi. * Çobanın eline dolayıp eğerdiği ip. Devamını Oku

  • SAFED: (C.: Esfâd) Esirlerin eline ve ayağına bağlanan bağ. *Atâ, bahşiş, hediye. Devamını Oku

  • FATİK(E): (C.: Futtâk-Fevatik) Eline fırsat geçtikçe adam öldüren kimse. Devamını Oku

  • DIMAR: Cehalet devrinde Arabistanda bir sanem (put) ismi. * Bir daha sâhibinin eline geçmesi ümid edilmeyen zâil olmuş mal. * So aya bırakılan vâde. Müddeti hudutsuz borç. * Gizli. Devamını Oku

  • DALKAVUK: t. Eline maddî menfaatler, para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vakar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam. Devamını Oku

  • MAL-İ ZIMAR: Bir kimsenin mâlik olduğu halde, onlardan faydalanması kabil olmayan; başka tabir ile, elinden çıkıp galib-i hale nazaran bir daha eline girmeleri umulmayan mallar. Devamını Oku

  • FURSAT-YÂB: f. Eline fırsat geçen, fırsat bulan. Devamını Oku

  • TİZ-DEST: f. Çabuk iş gören, eline çabuk. Devamını Oku

  • İLMÜHABER: (İlm-i haber) Resmi bir daireye verilmek üzere hazırlanan ve bir adamın ahvâli hakkında bilgileri ihtiva eden kâğıt. Resmi vesika. * Para, evrak vs. teslim olunduğunu gösteren ve bunları getiren adamın eline verilen pusula. Devamını Oku

  • MÜKERREM: Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan.(İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.) Devamını Oku

  • DÂVUD (A.S.): Kur’an-ı Kerim’de ismi geçer ve Benî İsrail Peygamberlerindendir. Hz. Süleyman’ın (A.S.) babasıdır. Hem Peygamber, hem Sultandı. İbranice Zebur kitabı kendisine nâzil olmuştur. Sesi çok güzeldi. M.Ö. 1010 da vefat ettiği nakledilir. (Bak: Yuşa)(Telyin-i hadid, en büyük bir ni’met-i İlâhiyyedir ki; büyük bir peygamberinin fazlını, onunla gösteriyor. Evet, telyin-i hadid, yâni demiri hamur gibi Devamını Oku

  • DÜNYA: (Müz: Ednâ) (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. * Şimdiki âlemimiz. (Ahirete veya ölüme en yakın olmasından bu isim verilmiştir.) (Dünyâ, âhiretin tarlasıdır. Bir kitab-ı Samedanîdir. Hem bir mezraadır. Hem birbiri arkasında dâim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Hem bir misafirhânedir.)(Ehl-i dalâletin vekili der ki, Devamını Oku

  • PİR: f. Yaşlı, ihtiyar. * Reis. * Bir tarikatın kurucusu. * Herhangi bir meslek ve san’atın başlatıcısı, te’sis edicisi.(Kur’an-ı Hakim; enbiyaları, insanın cemaatlerine terakkiyat-ı mâneviye cihetinde birer pişdar ve imam gönderdiği gibi; yine insanların terakkiyat-ı maddiye suretinde dahi o enbiyanın herbirisinin eline bâzı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak Devamını Oku

  • VAHDET-ÜL VÜCUD: (Vahdet-üş şuhud) Her yerde ve herşeyde kalbini yalnız Allah ile meşgul etme hali ve yaşayışıdır. (Bu mesele hakiki olarak ancak veraset-i nübüvvet muhakkikleri olan müceddid ve asfiyaların tarifleriyle anlaşılabilir.)(Aziz kardeşim;Vahdet-ül vücuda dair bir parça izahat istiyorsunuz. Bu mes’eleye dair Otuz Birinci Mektubun bir Lem’asında, Hazret-i Muhyiddin’in bu mes’eledeki fikrine karşı gayet kuvvetli ve Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar