SÂLİK Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

SÂLİK kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

SÂLİK: (Sülûk. dan) Bir yolda giden. Belli bir yol tutup giden. * Bir tarikat yolunda olan.

Sponsorlu Bağlantılar

SÂLİK ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • REŞİD(E): Doğru yolda giden, hak yolunda olan. * Akıllı, iyi davranan. Ergin, olgun. * Büluğ çağına girmiş kimse. * Doğru yola sevkeden, hayra delâlet eden. * Fık: Malını muhafaza hususunda aklı eren, istediği gibi meşru yolda sarfedebilen kimse. Devamını Oku

  • HÂDİY-ÜT TARİK: Hidayet yoluna sevkeden, mürşid. Doğru yolda giden. Devamını Oku

  • KADİRÎ: Abdülkadir-i Geylanî Hazretlerinin yolunda olan, onun tarikatına mensub. olan. (Bak: Geylanî) Devamını Oku

  • LÂMİS: El ile tutup yoklayan. Dokunan. Temas eden. Devamını Oku

  • DEVLETÇİLİK: Halk işlerinin, hususan büyük sanayi ve ziraatin devlet vasıtası ile işletmesi usulü. Cemiyetin umuma âid olan işleri ve bu işler için lâzım gelen teşkilât, müessese ve sâirelerini devlet eliyle yapılmasını kabul eden idâre sistemi. * Halkın hususi teşebbüslerini veya büyük müesseselerini devlete devretmek fikri. (Bunun ifratı fertlere ve millete zulümdür ve dinsizlik rejimi olan Devamını Oku

  • HEM-REV: f. Yol arkadaşı, beraber giden, yoldaş. Devamını Oku

  • MUTASAVVIF: Tasavvufla uğraşan. İlâhiyyatla uğraşan, tarikat ehli olan. (Bak: Tarikat) Devamını Oku

  • HALVETÎ: Halvete müteallik, halvetle alakalı. * İbadet ve zikirlerini tenhada yapan bir tarikat adı. * Halvetiye Tarikatından olan kimse. Devamını Oku

  • SELEFİYE: İtikadca Ehl-i Sünnet Mezhebi üzerinde olan Sahabe ve Tâbiîn’in gittikleri yol. Ve bu yolda giden fakihler, muhaddisler ve bu mezhebden olanlar. * Cenab-ı Hakk’ın varlığında ve diğer hususlarda Kur’an-ı Kerim aşikâr ne söylemiş ise aynen kabul edenler. Bunlara “Eseriyye” de denir. Devamını Oku

  • TASAVVUF: Kalbi dünyanın fâni işlerinden ayırıp Allah (C.C.) sevgisi ile bağlamak. Tarikat ehli olmak. (Bak: Tarikat)(İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi muhakkıkin-i ehl-i tarikat derler ki: “Birtek Sünnet-i Seniyyeye ittiba’ noktasında hâsıl olan makbuliyet, yüz âdâb ve nevâfil-i hususiyeden gelemez! Bir farz, bin sünnete müreccah olduğu gibi; bir Sünnet-i Seniyye dahi, bin âdâb-ı tasavvufa müreccahtır!” demişler. Devamını Oku

  • ŞÂKİ-İ SİLÂH: Harp âletleri keskin ve hazır olan kimse. Devamını Oku

  • ÜMMET: Cemaat, kavim, taife. * Bir hâkim milletin ashabından olan hey’et-i içtimaiye. * Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir peygamberin Hakka davet ettiği cemaat. * Bir dille konuşan millet. * Arkasına düşülecek bir cemaat veya tarikat. Devamını Oku

  • BÂKİYÂT-I SÂLİHÂT: İnd-i İlahîde ecr-i sâliha. Bâki olan sâlih ameller. * Elhamdülillah, Sübhanallah ve Allahuekber gibi kudsî kelâmlar. Devamını Oku

  • MUAYYEN: Görülmüş olan, kat’i olarak belli olan, belli, ölçülü, tayin ve tesbit olunmuş, karalaştırılmış. Devamını Oku

  • SÜNNÎ: Sünnet ehlinden olan kimse. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in (A.S.M.) izinden giden, bütün düsturlarını Şeriat-ı İslâmiyeden alan, Ehl-i Sünnet denen ve Fırka-i Nâciye ismiyle yâdedilen zümreden olan. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar