RESİBE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

RESİBE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

RESİBE: (C.: Rasibât) Dizlerde ve mafsallarda olan hastalık.

Sponsorlu Bağlantılar

RESİBE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • AKDİYYE: Mafsallarda bulunan yumru ve düğüm. Devamını Oku

  • BAKARA SÛRESİ: Kur’an-ı Kerim’in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere’de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm’ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz’i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan şeylere perestiş etmesi gibi, gaflet ve dalâletin köklerini kesecek bir külli düsturu, Devamını Oku

  • CUM’A SÛRESİ: Kur’an-ı Kerim’in 62. ve Medine-i Münevvere’de nâzil olan sûresi. Devamını Oku

  • EMRAZ-I KALBİYE: Kalb hastalıkları.(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevi olan hastalıklar, insanları aklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur!.. M.N.) Devamını Oku

  • TAUN: Vebâ denen dehşetli bir bulaşıcı hastalık. Bu hastalıkta lenf bezlerinde hâsıl olan yumruların herbiri. Devamını Oku

  • TAUN: Vebâ denen dehşetli bir bulaşıcı hastalık. Bu hastalıkta lenf bezlerinde hâsıl olan yumruların herbiri. Devamını Oku

  • ŞİFA: Hastalıktan iyi olma, iyileşme. Hastalıktan kurtulma.(…Hastalık seni uyandırıncaya kadar sabra çalış ve hastalık vazifesini bitirdikten so a Hâlik-ı Rahim inşaallah sana şifa verir. L.) Devamını Oku

  • RESÜL: Peygamber. Yeni bir kitap ve yeni bir şeriat ile bir ümmete veya bütün beşeriyete Allah tarafından Peygamber olarak gönderilmiş olan zât. Mürsel de denir. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettirirse, ona Nebi denir. * Haberci. * Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir Devamını Oku

  • BEÇE-DAR: f. Yavrusu olan, çocuğu olan. * Gebe, hâmile. Devamını Oku

  • BEÇE-DAR: f. Yavrusu olan, çocuğu olan. * Gebe, hâmile. Devamını Oku

  • AKLİYYAT: Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar. Nazarî meseleler. (Bak: Mücerredât, Ma’kulat)(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevî olan hastalıklar, insanlarıaklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye Devamını Oku

  • AKLİYYAT: Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar. Nazarî meseleler. (Bak: Mücerredât, Ma’kulat)(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevî olan hastalıklar, insanlarıaklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye Devamını Oku

  • BEKRE: Kuyu ve benzerlerinde kullanılan makara, çıkrık, çark. * Mafsallarda bulunan makara şeklindeki kemik. Devamını Oku

  • EFLEC: (Felc. den) Seyrek, sık olmayan diş. Bazıları dökülmüş olan diş. * Geniş omuzlu, kollarının arası açık olan adam. * Nüzul hastalığına tutulmuş olan kimse. Devamını Oku

  • BEŞER: (Beşere) İnsan derisinin dış yüzleri. * İnsan. Âdem.(Hem istikrâ-i tâmme ile ve fenlerin tahkikatıyla sabit olmuş ki; mahlûkat içinde en mükerrem, en ehemmiyetli beşerdir. Çünki beşer, hilkat-ı kâinattaki zâhiri esbab ve neticelerinin mabeynindeki basamakları ve teselsül eden illetlerin ve sebeplerin münâsebetlerini aklıyla keşfedip san’at-ı İlâhiyeyi ve muntazam hikmetli icadât-ı Rabbaniyenin taklidini san’atcığıyla yapmak ve Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar