ORDU (URDU) DİLİ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

ORDU (URDU) DİLİ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

ORDU (URDU) DİLİ: Pakistan'da Müslümanların konuştukları Arapça, Türkçe, Farsça ve Hintçeden müteşekkil olan dil.

Sponsorlu Bağlantılar

ORDU (URDU) DİLİ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • ORDU-YU MÜBLÂ: Perişan edilmiş, dağıtılmış ordu. Devamını Oku

  • ORDU: t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi. * En büyük askerî birlik. * Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi. (Maarif Ordusu, İlim Ordusu gibi mecazî olarak da söylenir.) Devamını Oku

  • DERİ: f. Farsçanın sahihi, fasih olanı. (Kapı demek olan “der” ismi Farsça olduğu halde Arapça sayılarak müennesi “deriyye” yapılmıştır.) * Havası hoş ve lâtif. Yeşilliği bol olan dağ eteği. Devamını Oku

  • DÜRZİ: (C.: Düruz) Suriye’nin güneyi ile Ürdün ve İsrâil’de yaşayan ve so adan Araplaşmış olan bir kavimdir. Arapça konuşurlar. Dalâlet fırkalarından en bâtıl yolda olan bir fırkadır. Devamını Oku

  • CÜNUDULLAH: Allah’ın ordu ve askerleri. (Zerrattan seyyarata kadar bütün mahlukat, Allah’ın emrine tabi birer ordu ve asker gibidir. Mukaddes Kur’an ve iman hizmetinde cansiperane ve ihlâs ve feragatla cehd ü gayret eden müslümanlar da Cünudullah ünvanına mazhardırlar.) Devamını Oku

  • TEBELBÜL: Lisanların muhtelif ve muhtelit olması. Bazısı Arapça, bazısı Farsça ve Türkçe olmak gibi. * Karışıklık. Devamını Oku

  • DÂR-I EMÂN: Müslümanların zimmetini kabul eden veya müslümanlarla sulh halinde olan, gayr-i müslim bir ahalinin memleketi. Devamını Oku

  • LATİNCE: Eski Roma’da konuşulan ve bugünkü Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi dilleri doğurmuş olan ana dil ki, Hint-Avrupa dil âilesinin önemli bir kolu olan İtalik grubundandır. Devamını Oku

  • DİSAR: (C.: Düsür) Üste giyilen kaftan, elbise. * Yatak çarşafı. * Arapçada elbise demek olduğu hâlde Osmanlıcada yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiblerinde ziyadelik, çokluk, bolluk mânasında kullanılmıştır. Devamını Oku

  • CEYŞ: Asker, ordu. En az dörtyüz nefer süvari ve piyadeden müteşekkil bir askeri kıt’a. * Dolup taşmak. * Ses, sadâ. Devamını Oku

  • MÜLEMMAAT: (Mülemma’. C.) Bir kısmı Türkçe, bir kısmı Farsça veya Arapça söylenmiş olan manzumeler. Devamını Oku

  • DÂR-I RİDDE: Aslında Müslim iken so adan irtidâd eden veya bir zaman İslâmiyeti kabul etmiş iken so adan mürted olan şahısların hâkim bulundukları yer.(Darürridde, yani: Mürtedlerden müteşekkil bir taifenin istilâ ederek hakimiyetleri altına aldıkları yerler, bazı ahkâm itibariyle dar-ı harbden ayrılır. Meselâ: Dar-ı harb ahalisiyle musalâha akdi caiz olduğu hâlde, darürridde ahalisiyle caiz olmaz. Çünkü Devamını Oku

  • MÜVEKKİL: İşini başkasına tevkil edip o işte o kimseyi kendi yerine ikame eyleyen. Vekil tâyin eden. (Bak: Müekkil) Devamını Oku

  • MASDAR-I CA’LÎ: (Mec’ul) yapma olan masdar. Arapçada, bazı isim ve sıfatların sonlarına (-iyyet) ilâve edilerek yapılır. Meselâ: İnsan: İnsaniyyet, Şâir: Şâiriyyet. Câhil: Câhiliyyet. Merbut: Merbutiyyet gibi.Arapça veya Farsça kelimenin sonuna (-îden) eki getirilerek yapılır. Meselâ: Cenk. den, Cengîden: Cenk etmek. Fehm. den, Fehmîden: Anlamak.Taleb. den, Talebîden: istemek. Devamını Oku

  • ÂDİL: (Âdile) Adâlet eden. Allah’ın emirlerini noksansız tatbik eden. Doğru. Doğruluk gösteren. Adâlet sahibi. (Bak: Adâlet)(Meselâ bir hükümdâr-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zâlimlerden almakla ve fakirleri kavilerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstahak olduğu hakkı vermekle lezzet alması, iftihar etmesi, memnun olması; hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan elbette Hâkim-i Hakim, Adl-i Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar