NEBEVÎ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

NEBEVÎ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

NEBEVÎ: Nebiye ait. Peygambere dâir. Peygamberle alâkalı.

Sponsorlu Bağlantılar

NEBEVÎ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • FARZ-I NEBEVÎ: (Bak: Sünnet) Devamını Oku

  • Bİ’SET-İ NEBEVİYE: Allah tarafından Peygamberin gönderilmesi. Devamını Oku

  • UMRE-İ NEBEVÎ: Hz. Muhammed (A.S.M.) Efendimizin, hac farz olmadan evvelki haccı. Devamını Oku

  • HİCRET-İ NEBEVİYE: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (A.S.M.) Mekke’den 622 yılında Medine’ye hicret etmesi. Devamını Oku

  • PEYGAMBERÎ: f. Peygamberlik. * Peygamberle alâkalı. Devamını Oku

  • VAHY-İ SEMAVÎ: Beşerin düşünerek yapmasına inkân olmayan, Allah (C.C.) tarafından melek vasıtasıyla Peygambere gönderilen vahiy. Devamını Oku

  • KAVM: (Kavim) Bir peygambere tâbi ve bağlı insan topluluğu. Aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan cemâat, topluluk. Millet. Bir işe başlamak. * Pazar kurmak. * Müşteri ile anlaşmak. Devamını Oku

  • LİVA: Bayrak. Sancak. * Eskiden kazadan büyük, vilâyetten küçük yerleşme merkezlerine denirdi. Tugay. * Hz. Peygambere (A.S.M.) âit sancak. Devamını Oku

  • İMAN-I İCMALÎ: İcmalî iman, yani; taraf-ı Nebevîden tebliğ buyurulan şeylerin hey’et-i mecmualarına inanmak, yâni; “Her ne tebliğ buyruldu ise; cümlesi haktır” diye tasdik etmektir. Devamını Oku

  • HUD: (Hâid. C.) Büyüklük. * Çok hürmet. * Bir Peygamber ismi. Rıfk, sükun ve vakar ile muttasıf olduğu için bu Peygambere Hud ismi verilmiştir. (A.S.) Yahudilere de bu isim söylenilmiştir. Nuh tufanından so a Yemen diyarında Hadremud civarında Ahkaf denilen yerde Ad Kavmine gönderilen Peygamber Hud (A.S.) idi. Devamını Oku

  • ÜMMET: Cemaat, kavim, taife. * Bir hâkim milletin ashabından olan hey’et-i içtimaiye. * Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir peygamberin Hakka davet ettiği cemaat. * Bir dille konuşan millet. * Arkasına düşülecek bir cemaat veya tarikat. Devamını Oku

  • AKLİYYUN: (Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan, hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp, aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler. Bunlar iki kola ayrılır. Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kısım, insan aklının her meseleyi çözebileceğini iddia ederler. Allah’a ve vahye inanan ikinci kısım Devamını Oku

  • ASFİYA: Sâfiyet, takvâ ve kemâlât sâhibi ve Peygambere (A.S.M.) vâris olup, onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar. (Derece-i şuhud derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani : Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı, Verâset-i Nübüvvet ehli olan Asfiya ve Muhakkikinin şuhuda değil, Kur’ana ve vahye, gaybi; fakat sâfi, Devamını Oku

  • TUFAN: Çok şiddetli ve her tarafı kaplayan yağmur. * Nuh Peygamber (A.S.) zamanındaki büyük su baskını hâdisesi. (Hz. Nuh’un (A.S.) Cenab-ı Hak’tan aldığı emri kavmine tebliğ etmesi neticesinde kavminin ekserisi hürmetsizlik ve dinlememezlik yaptıklarından ve zulme başladıklarından, Cenab-ı Hakk’ın izni ile devamlı ve şiddetli yağmurla büyük su baskını oluyor ve Nuh Peygamber (A.S.) bir gemi Devamını Oku

  • VAHİY: Bir fikrin, bir hakikatın veya emrin Allah (C.C.) tarafından Peygambere bildirilmesi. * Lügatte vahiy: Kelâm, kitap, işaret, irsal, ilham, ifham, emir, teshir, bir şeyi harfiyyen i’lâm, bazı hususi maksadları tebliğ gibi mânalara gelir. * Şeriatta vahiy: Dilediği ahkâmı, esrar ve hakaikı Peygamberan-ı Zişanına rüya, ilham, kitap, irsal-i melek yollarından biriyle Cenab-ı Hakk’ın bildirip ifham Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar