MUZTARRÎN Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MUZTARRÎN kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MUZTARRÎN: Çaresizler. Sıkıntı içinde olanlar.(Arkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır. Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük bir şey, en küçük bir şeye musahhar ve muti olur. Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir mâsumun duâsı hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeğe başlar. Demek duâlara cevap veren Zât, bütün mahlukata hakimdir. Öyle ise, bütün mahlukata dahi Hâliktir. ... M.N.)

Sponsorlu Bağlantılar

MUZTARRÎN ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MÜBÎN: Açık, vâzıh, âşikâr. Ayân kılan, beyan ve izah eden. * Dilediğine doğru yolu gösteren. * Hak ile bâtılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.(Mübin, bâne mânasına “ebâne” den beyyin, gayet açık, parlak demek olduğundan, Kitab-ı Mübin i’cazı zâhir olan parlak kitap demek olur ki, murad Kur’andır. Hakkı beyan eden demek Devamını Oku

  • MÜTEAYYİNÂN: (Müteayyin. C.) (Ayn. dan) f. Eşraftan olanlar, ileri gelen kimseler. * Belli ve meydanda olanlar. Taayyün edenler. * Karar verilmişler. Devamını Oku

  • İNŞİKAK-I KAMER: Ay’ın parçalanması. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü vesselâmın mu’cizesi eseri olarak gökte ay’ın en parlak olduğu bir zamanda ikiye ayrılması. (…Hem Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) mütevatir ve kat’i bir mu’cize-i kübrası “Şakk-ı Kamer” dir. Evet, şu “İnşikak-ı Kamer” çok tariklerle mütevatir bir surette, İbn-i Mes’ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmâm-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek Devamını Oku

  • NÜVE: Çekirdek, asıl, menba. (Sayısız hatemlerden canlı mahlukata vaz’ edilen hayat hâtemine bakınız. Evet canlı bir mahluk, câmiiyeti itibariyle kâinata küçük bir misaldir. Şecere-i âleme güzel ve tatlı bir meyvedir. Kevn ve vücuda bir nüvedir ki; Cenab-ı Hak o nüvede pek çok âlemlerin örneklerini dercetmiştir. Sanki o zihayat, gayet hakîmane muayyen nizamlar ile bütün vücutlardan Devamını Oku

  • NÜVE: Çekirdek, asıl, menba. (Sayısız hatemlerden canlı mahlukata vaz’ edilen hayat hâtemine bakınız. Evet canlı bir mahluk, câmiiyeti itibariyle kâinata küçük bir misaldir. Şecere-i âleme güzel ve tatlı bir meyvedir. Kevn ve vücuda bir nüvedir ki; Cenab-ı Hak o nüvede pek çok âlemlerin örneklerini dercetmiştir. Sanki o zihayat, gayet hakîmane muayyen nizamlar ile bütün vücutlardan Devamını Oku

  • SIDDÎKÎN: Sıddık olanlar, Hazret-i Ebubekir (R.A.) gibi olanlar. Hazret-i Ebubekir (R.A.) gibi olanlar ve Onun izini takib edenler. Allah yolunun sadakatte en ileri olanları. Devamını Oku

  • HAZIRÛN: Meydanda olanlar, gözönünde olanlar. Mevcut ve hazır olanlar. Devamını Oku

  • ASHÂB-I YEMİN: Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah’a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur’an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar. Devamını Oku

  • MÜNİR: Nurlandıran, nur veren, ziya veren, ışık veren, parlak. Devamını Oku

  • MUHALLEDÛN: Bâki ve dâimî olanlar. * Dâimî surette Cennet’te kalacak olanlar. Devamını Oku

  • MÛKINÛN: Yakîn sahibi olanlar. Şüphesiz ve tereddüdsüz olarak imanî ve Kur’anî hakikatlara vâkıf olanlar. (Bak: Yakin) Devamını Oku

  • MÜTEBAHHİRÎN: Bilgileri pek çok olanlar, deniz gibi derin bilgili olanlar. Allâmeler. Devamını Oku

  • HAİBÎN: (Hâib. C.) Zarar ve ziyâna uğrayanlar. * Mahrum olanlar. * Me’yus olanlar, üzülenler. Devamını Oku

  • MÜTEFERRİDÎN: (Müteferrid. C.) Tek ve yalnız olanlar. Eşi, benzeri ve emsâli bulunmıyanlar. * Kendi başına idare olanlar. Devamını Oku

  • MÜSTAHİKKÎN: Hak kazanmış olanlar, haketmiş olanlar. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar