MUVAZZİH Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MUVAZZİH kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MUVAZZİH: (Vuzuh. dan) Açıklıyan, izah eden.

Sponsorlu Bağlantılar

MUVAZZİH ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MUTAVAZZIH: (Vuzuh. dan) Açıklanan, açık olan, tavazzuh eden. Devamını Oku

  • VAZÎH(A): (Vuzuh. dan) Meydanda, apaçık. Devamını Oku

  • MUKNİ': İkna eden. Kanaat veren. Kâfi derecede izah ve isbât eden. * Başını kaldırıp gözünü önüne dikip duran. Devamını Oku

  • BİLİNÇ: t. Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin, bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum, yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuur yoktur. Ve şuurun maddi izahı şuursuzca bir izah olup batıldır. (Bak: Şuur) Devamını Oku

  • MÜFESSİR: Tefsir eden, izah eden. Anlayabildiği mânayı söyleyen ve yazan. * Kur’an-ı Kerim’i tefsir edebilmek salahiyetini hâiz olan, âlim, fâzıl ve kuvve-i kudsiye sahibi zât. Devamını Oku

  • HAŞİYE: Sahife kenarına veya altına yazılan izah. Bir kitabın izah ve şerhini yapan yazı. Kenar, pervaz. Devamını Oku

  • MÜBÎN: Açık, vâzıh, âşikâr. Ayân kılan, beyan ve izah eden. * Dilediğine doğru yolu gösteren. * Hak ile bâtılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.(Mübin, bâne mânasına “ebâne” den beyyin, gayet açık, parlak demek olduğundan, Kitab-ı Mübin i’cazı zâhir olan parlak kitap demek olur ki, murad Kur’andır. Hakkı beyan eden demek Devamını Oku

  • ZULMET-İ MÜNEVVERE: Efkâr-ı hâzırada cehl-i basiti, cehl-i mürekkebe kalbeden en mühim sebep. Meçhul bir şeye parlak bir isim takmakla anladım zannetmek ve izah olundu zannetmektir. Manyetizma, telepati, kuvve-i mıknatısıyye ve elektrik gibi isimleri takmakla o hârika hâdiseler izah olunmuş olamazlar. Devamını Oku

  • MÜFESSER: Tefsir edilmiş. izah ve beyan edilmiş. Mânası izah suretiyle bildirilmiş. Açıklanmış. * Beyan-ı tefsir veya takrir edilmiş olması sebebiyle manası “nass” dan daha vâzıh olan sözdür. * Mücmel olmayan söz. Devamını Oku

  • FİİL: (Fi’l) Müessirin te’siri. Amel, iş. *Gr: Hâdiseye veya zamana delâlet eden kelime. (Sarf bilgisinde geniş izahı vardır.) Türkçede; gelme, gitme, yazma, okuma, gezme gibi kelimelere de fiil denir. (Fi’l diye de yazılır.) Devamını Oku

  • VUZUH: Açıklık. Açık ve anlaşılır şekilde olmak. Netlik. * Aydınlık. * Edb: İfadede açıklık. Devamını Oku

  • DUHA: Kuşluk vakti. * Güneş. * Vuzuh ve beyan. * Kur’ân-ı Kerim’in 93. Suresinin adı. Vedduhâ da denir. Devamını Oku

  • HİLE-İ ŞER’İYE: Müşkül bir mes’eleyi, şer’i esaslar üzeri, hazakatla hall ve izah etmek ve şer’an muahaze ve mes’uliyeti mucib olmayacak surette te’vilini bulmaktır. Bu tabir kanuna, yani şeriata karşı irtikâb edilen, hile, oyun, aldatma veya şer’î bir hükmü bertaraf etmek mânasına olmayıp, ancak karışık bir durumun ve mes’elenin kanuni ve şer’i hal çaresini bulmak demektir. Devamını Oku

  • TAVAZZUH: Açıklanmak. Aydınlanmak. Kesb-i vuzuh etmek. * Ruşenlik ve ayânlık peyda etmek. Devamını Oku

  • MÜSTEKRİH: (Kerâhet. den) İğrenen, tiksinen, istikrah eden, kerih gören, nefret eden. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar