MUKABELE-İ BİLMİSİL Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MUKABELE-İ BİLMİSİL kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MUKABELE-İ BİLMİSİL: Karşılaştığı aynı muameleyi sahibine iade etmek, o kimseye aynı muameleyi yapmak. Mukabil hareketi karşısındakine icra etmek.

Sponsorlu Bağlantılar

MUKABELE-İ BİLMİSİL ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MUKABELE-İ BİLHURUF: Söz ile konuşmak ve hakikatı müdafaa etmek suretiyle karşı çıkıp mukabele etmek. (Bak: Muaraza-i bilhuruf) Devamını Oku

  • BİLMÜŞAHEDE: Görmek suretiyle, görerek.(Hem Sâni-i Âlem’in nihayet cemalde olan kemal-i san’atı üzerine enzar-ı dikkati celb etmek, teşhir etmek istemesine mukabil, en yüksek bir sada ile dellallık eden; yine bilmüşâhede O Zat’tır… M.) Devamını Oku

  • MUKABELE-İ BİSSÜYUF: Silâha, kılınca sarılmak suretiyle karşı koymak. Devamını Oku

  • MUKABELE: Karşılık, karşılamak. * Mücadele. * Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma. * Camide Kur’ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.* Yüz yüze olmak. * Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunmak. Devamını Oku

  • TEKÂLÜB: (Kelb. den) Köpek gibi birbirine saldırma. * Husumet etmek, düşmanlık yapmak. Devamını Oku

  • ZIHAR: İki şey arasında münasebet ve mutabakat meydana getirmek. İki şeyi birbirine mutabık eylemek. Arka arkaya, mukabil kılmak. * Karşılıklı yardımlaşmak. * Fık: Bir kocanın, karısını müebbeden mahremi olan birisinin bakması câiz olmayan bir yerine teşbih etmesi.Meselâ, bir adam karısına, “Sen bana anam gibisin” demesi gibi. Bu halde karısı da ona haram olurdu. İslâmiyetten evvel Devamını Oku

  • ADALET: Zulüm etmemek. Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak. Mahkeme. Hak kanunlarına uygunluk. Haksızları terbiye etmek. İnsaf. Mâdelet. Dâd. Cenab-ı Hakk’ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek. Suçluya Allah’ın emrini icra etmek.(Adâlet iki şıktır. Biri mübet, diğeri menfidir. Müsbet ise; hak sahibine hakkını vermektir. Şu kısım adâlet; bu dünyada bedahet derecesinde ihâtası vardır. Çünkü Devamını Oku

  • AMEL-İ SÂLİH: Allah rızâsına uyan hayırlı amel. Günahlardan uzak olan iş, fiil. Maddi veya mânevi hukuk-u ibâdı ifâ etmek.(Bugünlerde Kur’an-ı Hakîm’in nazarında, İmandan so a en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyyattan ve günahlardan ictinab etmek ve amel-i sâlih, emir dâiresinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i Devamını Oku

  • BÜRAKA: Bütün gün yüzünü süsleyen kadın. * Yemek sırasında bir kimseye kızıp, yemeği kimseye vermeyip yalnız yiyen kadın. Devamını Oku

  • TE’SİL: Tez etmek. Sür’atli yapmak. Devamını Oku

  • TE’SİL: Tez etmek. Sür’atli yapmak. Devamını Oku

  • TEZYİL: Eklemek. Uzatmak. Altına ilâve etmek. Zeyl yapmak. Devamını Oku

  • TENKİB: Dolaşıp gezmek. * Ticaret yapmak. Tefahhus etmek. * İnceden inceye araştırmak. Devamını Oku

  • HUL: (Hâyil. C.) Bela. Zahmet. * Mukabele etmek, karşılık vermek. Devamını Oku

  • TEOKRASİ: (Fr: Theocratie) Din hükümlerine göre idare edilen ve dinî esaslara bağlı olan idare şekli. Allah namına papazlar idaresi.(Bu kelime, İslâm memleketlerinde: Şeriat hükümleriyle devleti idare etmek mânasında kullanılır. Avrupa memleketlerinde ise, “Allah nâmına papazlar idaresi” mânasına gelir. Hatta 1304’de basılan Kamus-u Fransavî’de: “Kanun-u İlâhî ile ve sıfat-ı ruhaniyetle icra olunan hükümet” şeklindeki ifadesiyle, bu Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar