MUCİB-İ BİZZAT Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

MUCİB-İ BİZZAT kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MUCİB-İ BİZZAT: İster istemez kendisi işi yapmaya mecbur olan. Serbest ve istediği gibi hareket edemeyen. (Meselâ: Güneş ışığının, güneşin kendi zâtının zaruri neticesi olması gibi.)

MUCİB-İ BİZZAT ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HÜSN-Ü BİZZAT: Kendisi bizzat güzel olan. Devamını Oku

  • MÜMTENİ-UN BİZZAT: (Mümteniatün bizzât) Varlığı, vücudu hiç bir şekilde mümkün olmayan. Zâtı itibariyle imkânsız olan. Devamını Oku

  • MUCİB: (Mucibe) İcâb eden, lâzım gelen. * Bir şeyin peydâ olmasına vesile ve sebep olan. Gereken. Gerektiren, lâzım gelen. Devamını Oku

  • ZARURİYYE: (Zarurî) Mecburî. İster istemez olacak iş. İhtiyarî olmayan, mecburî olan. Devamını Oku

  • BİNA-YI MECHUL: Fiilde fâilin, öznenin meçhul olması hâli. Meselâ: “Yazmak” fiilinin binâ-yı meçhulü olan “yazıldı” kelimesinde olduğu gibi. Fiilde fâilin belli olması hâlinde de “binâ-yı malûm” denir. “Nuri yazdı” gibi. Devamını Oku

  • ME’MUR: Emir ile hareket eden. Emir altında olan. Vazifeli. Kendi istediği gibi olmayıp başka emre göre çalışan. Bir emir alan. Bir işe tâyin olunmuş adam. Devamını Oku

  • Bİ-Z-ZAT: Kendisi, aslında. Kendi zatı ile. Binefsihi. Devamını Oku

  • KIYAM-I BİNEFSİHÎ: (Kıyâm-ı bizâtihî) : Fık: Varlığı, durması kendi zâtı ile olmak mânasında bir sıfat-ı İlâhîdir. Şöyle ki: Hak Teâlâ’nın ezelî ve ebedî olan varlığı kendi zâtı ile kaimdir. Kendi varlığı, kendi hüviyetinin, kendi mukaddes zâtının muktezasıdır. Aslâ başkasının değildir. Bunun için, Allah Teâlâ’ya “Vâcib-ül Vücud” denir. (Bak: Vücud) Devamını Oku

  • Bİ-N-NEFS: Kendi kendisi. Devamını Oku

  • BİLFİİL: Sırf kendisi. Kendi çalışması ile. Başkası karışmadan. Devamını Oku

  • İLAH: Kendine ibadet edilen, Allah (C.C.) Her şeyden çok sevilen, tâzim ve tesbih edilen Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri.(Eğer her şey Cenab-ı Hakk’a isnad edilmezse, bir an-ı vâhidde, gayr-ı mütenahî ilahların isbatı lâzım gelir; ve bütün zerrat-ı kâinattan daha çok olan şu ilahların herbirisi, bütün ilahlara hem zıd hem misil olması lâzım geliyor. Ve aynı Devamını Oku

  • İMTİNA-İ HAKİKİ: Bir şeyin mümkün olmamasının aklen zaruri olması. (Meselâ: Bir kimse kendinden yaş bakımından büyük olan başka bir kimse hakkında: “Bu benim oğlumdur” diye iddia etse, dâvâsı dinlenmez. Çünkü, kendinden yaşça büyük bir adamın, kendisinin neslen oğlu olması aklen muhaldir.) Devamını Oku

  • MUCİB-İ İSTİKRAH: Nefrete, sevmemeye sebeb olan. Devamını Oku

  • MUCİBE-İ KÜLLİYE: Man: Müsbet ve umumi (şumüllü) olan kaziye. Devamını Oku

  • HÂSIL-I BİLMASDAR: Hakiki müessirden hâsıl olan fiildir. Kendi sebeb ve şartlarından meydana gelen şey. Meselâ: Bir şeye vurmak, masdardır; o vurmaktan hâsıl olan ses çıkmak, hâsıl-ı bilmasdır’dır. Tüfek atarak bir adamı öldürmekte tüfek atmak fiili, masdar: adamın ölmesi ve tüfeğin sesi çıkması da hâsıl-ı bilmasdar’dır. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar