MÜCAHEDE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MÜCAHEDE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MÜCAHEDE: (C.: Mücahedât) Cihad etme. * Din düşmanına karşı koyma. Çarpışma. * Uğraşma. Çalışma. Gayret gösterme.İslâmiyette mücahedenin ehemmiyeti hakkında Deylemî'den (R.A.) mervi Hadis-i Şerif meâli: "Allah bir kulu sevdiği vakitte onu Zât-ı Uluhiyetine hizmet etmek için seçer. Onu kadınla ve evlâd ile meşgul ettirmez." Bu, bâhusus hicretin 200 senesinden so a içindir. Çünki bir de "200 senesinden so a en hayırlınız zevce ve veledi olmamakla yükü hafif olanınızdır" Hadis-i Şerifi vardır. Bu Hadis-i Şerif ile "izdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim" Hadis-i Şerifi arasında tenakuz yoktur. Şöyle ki: Nikâhlanmayı emreden Hadis-i Şerif, şartları hâiz olanlara, nikâhtan dolayı mücahedeyi terketmeyenleredir.Yukarıdaki Hadis-i Şerifler ise, şartları hâiz olmayan ve dini uğrunda mücahedeyi, evlenmekten dolayı terk edenleredir." (Levami-ül Ukul Şerhi, C: 1, sh: 173) (Bak: Cihad)

Sponsorlu Bağlantılar

MÜCAHEDE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HADÎS-İ MÜTEVATİR: Kizb üzerine ittifakları aklen tecviz olunmayan cemaatlerin birbirinden ve ilk cemaatin de bizzat Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan rivâyet ettiği Hadis-i şeriftir. (İlm-i yakîni ifade eder. “Bu hadis-i şerif Peygamber’den (A.S.M.) sâdır olmuş mu?” demeğe imkân kalmaz). Devamını Oku

  • HADÎS-İ MÜRSEL: Peygamberimiz’den (A.S.M.) işitildiği bildirilen hadis-i şerif. Devamını Oku

  • ÜVEYS-EL KARANÎ: Hz. Ebu Bekir ve Ömer (R.A.) devirlerinde Medine-i Münevvere’de çok hürmet gören ve Tabiînin büyüklerinden olup hadis-i şerif ile medh ü senâsı yapılan büyük bir veli. Peygamberimiz (A.S.M.) zamanında yaşamış ise de vâlidesine çok hürmetinden dolayı Peygamberimizle görüşememiş, fakat ona bütün ruh u canı ile bağlı kalmıştır. Sıffîn Muharebesinde Hz. Ali’nin (R.A.) askerleri Devamını Oku

  • MÜRTECEL: Düşünülmeden hemen söylenmiş söz veya şiir. * Kelimenin lügat mânası ile ıstılah mânası arasında münasebet bulunmayan kısmına mürtecel; münasebet bulunan kısmına da menkul denir. * Fık: Konuşulandan başkasına bir alâka bulunmaksızın sarih bir ihtimal ile kullanılan lâfızdır. Meselâ: Süreyya lâfzı belli bir yıldızın adı olup her hangi bir şahsa isim olarak da kullanılır, her Devamını Oku

  • ŞEYH-ÜL HADİS: İkiyüz bin Hadis-i Şerifi, rivayet edenleriyle birlikte ezbere bilen büyük hadis âlimi. Devamını Oku

  • ÂMİR-İ VİCDANÎ: Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran. Devamını Oku

  • MÜTEEMMİR: Âmirlik yapan kişi. Emreden kimse. Devamını Oku

  • ÂMİRANE: f. Emredercesine. Amir imiş gibi. * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde. Devamını Oku

  • HÂFIZ: Kur’ân-ı Kerim’i tamamen ezbere okuyan. * Kur’an-ı Kerim’in mânası ile beraber her şeyini yaşamaya ve muhafazaya çalışan. * Muhafaza eden. Koruyan. Hıfzeden. (Hadis ilmi ile meşgul ve mütehassıs olup yüzbin hadis-i şerifi senetleri ile beraber ezberden okuyanlara da Hâfız-ül hadis denirdi.) (Ist. Fık. K.) Devamını Oku

  • ALEYKÜM: Sizin üzerinize, size. Devamını Oku

  • Lİ-AYNİHÎ: Kendisi ile bir. Aynı ile. * Allah tarafından emrolunan bir şeydeki güzellik, ya li-aynihi bir hüsündür veya li-gayrihi bir hüsündür. Ya kendi zatındaki bir güzellikten dolayı hasendir veya başkasında sabit bir güzellikten dolayı bir hasendir. Meselâ: Biz iman ile me’muruz. İmandaki hüsn, bir hüsn-ü zâtidir. Bu hüsün başkasından alınmış değildir. Öyle ise iman bizâtihi Devamını Oku

  • ALEYKÜM-ÜS SELÂM: Selâm sizin üzerinize olsun. (Bak: Selâm) Devamını Oku

  • MÜTEŞABİH(E): Birbirine benzeyenler. * Fık: Mânası açık olmayan âyet ve hadis. Kur’an-ı Kerim’in ve hadislerin mecazî mânalara gelen ifadeleri. “Muhkem” olmayan âyet veya hadis. * Zâhirî mânası kastedilmeyen ve teşbih ve temsil yoluyla hakikatlerin beyanında kullanılan ifade. Devamını Oku

  • HADÎS-İ ŞEYHEYN: En muteber ve büyük hadis âlimlerinden İmam-ı Buharî ve İmam-ı Müslim’den rivayet edilen hadis-i şerif. Devamını Oku

  • MÜTEMACİD: İtibar, şeref ve haysiyetiyle iftihar edip övünen. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar