MUAHHAREN Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

MUAHHAREN kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MUAHHAREN: So adan, bilâhare. Muahhar olarak.

MUAHHAREN ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MUAHHAR: So aya bırakılmış, te’hir edilmiş, geriye bırakılmış. So adan. Devamını Oku

  • SÜMMET-TEDARİK: So adan, başka yerlerden tedarik edilmiş olan. So adan düşünülmüş, uydurulmuş. Devamını Oku

  • MÜSTAHDES: So adan ihdas edilmiş, so adan meydana çıkarılmış. Devamını Oku

  • HAREŞE: Sinek. Devamını Oku

  • MÜVELLED: Doğmuş, doğurulmuş, iki şeyin birleşmesiyle olmuş, so adan olmuş, melez. * Aslında yok iken so adan meydana gelmiş. Devamını Oku

  • ÂRIZÎ: Zâtî ve irsî olmayıp so adan hâsıl olan. Zâtî ve esastan olmayıp so adan zuhur ve taalluk eden. Muvakkat, geçici. Devamını Oku

  • AVARIZ: Arızalar. So adan olan noksanlıklar. * Girinti çıkıntı, noksanlık. * Mânialar. Engeller. * Fevkalâde hallerde ve bilhassa harp sebebi ile geçici olarak alınan vergi. Devamını Oku

  • HARE: f. Kaya, sert taş. * Bir cins dalgalı kumaş. Devamını Oku

  • MÜ’HARE: (Mü’hire) Deve semerinin ağaç kısmıdır ve binen kimse ona dayanır. Devamını Oku

  • İLAVE: (C.: İlâvât) Katma, ek yapma, arttırma, zam. * Bir kitabın sonuna gerek yazarı ve gerek başkası tarafından so adan eklenen kısım. Zeyil. * Bir gazetenin çıkardığı sayıdan başka ona ek olarak ve ayrıca çıkardığı sayı. * İmzadan so a mektubun altına yazılan şey. Devamını Oku

  • DAKİKA: (C.: Dakaik) Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri. Altmış saniyelik zaman. * İnce fikir, mülâhaza, nükte. * Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki bunlar da saniyelere ayrılırlar. Devamını Oku

  • GEYLANÎ: Seyyid Abdulkadir-i Geylanî, Gavs-ül A’zam, Gavs, Kutub gibi mecâzi nâm ile bilinen bu zât (Hi: 470-561) yılları arasında yaşamış ve Kadirî Tarikatının müessisidir. Müteaddid müridlerinden bir çoğu so adan veli olarak meşhurdurlar. Derslerinin te’siriyle birçok Hristiyan ve Museviler Müslüman olmuşlar, ruhâni feyze ermişlerdir. Aktab-ı Erbaa’dan sayılır. (R.A.) Devamını Oku

  • İÇ OĞLANI: t. Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl so adan yapılan kanunla devam edip gitmiştir. Devamını Oku

  • İSTİSHAB: Fık: Mazide sabit olup bilâhare zâil olduğu bilinmeyen bir şeyin hâlâ devam ettiği sayılmasıdır. (Birisinin ölümüne dair kat’i haber olmasa sağ sayılması gibi.) Devamını Oku

  • HIDÎV: f. Vezir, âsaf. * Kral nâibi. * Osmanlı Padişahı Abdülaziz zamanında (1861 – 1876) Mısır valilerine verilen ünvan. Sultan Abdülaziz, hıdîv ünvanını Büyük Fuad Paşa’nın arzusu üzerine ilk olarak Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu olan İsmail Paşa’ya verdi. (8/6/1867) İsmail Paşadan so a oğlu Tevfik Paşa, daha so a da Abbas Hilmi Paşa, Mısır Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar