MUAHEDE-NAME Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MUAHEDE-NAME kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MUAHEDE-NAME: f. Ahdleşmenin yazıldığı ve imzalandığı kâğıt.

Sponsorlu Bağlantılar

MUAHEDE-NAME ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MUAHEDE: Karşılıklı yeminleşme, anlaşma. Devletler arasında andlaşma. Devamını Oku

  • MUAHEDE-İ TİCARÎ: Yalnız ticâret işleriyle alâkalı olmak üzere devletler arasında yapılan andlaşma. Devamını Oku

  • MUAHEDE-İ İTTİFAKİYYE: Bir savaş çıktığında birbirlerini desteklemek üzere iki veya daha fazla devletler arasında yapılan andlaşma. Devamını Oku

  • NEHEL: Susuz olmak. * İçmenin evveli. * Yaşlı, ihtiyar. * Semiz etli deve. Devamını Oku

  • TESNİM: Hörgüçleyerek yukarı yükseltmek, terfi etmek mânasına masdar olup, yükseklik mânasıyla Cennet çeşmelerinden bir çeşmenin ismidir. İbn-i Abbas’tan rivayet edildiğine göre Cennet meşrubatının en yükseğidir. (E.T.) Devamını Oku

  • İSPİRTİZMA: Fr. Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün bulunduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan tecrübeler.(İşte eski zaman kâhinleri gibi şimde de medyumlar suretinde yine bir nevi kâhinlik Avrupa’da ispirtizmacıların içlerinde baş göstermiş. M.) Devamını Oku

  • HIYAR: Hayırlılar. * (C.: Hıyârât) Huk: Bir işi yapıp yapmamada serbestlik. Genel olarak bir anlaşmadan vaz geçme. Hususi bir sözleşmenin fesh veya tasdiki. Muhayyerlik. Kendisinde böyle muhayyerlik bulunan kimse, yaptığı bir akdi diğer tarafın rızasına hâcet kalmaksızın bozabilir. Devamını Oku

  • PEYMAN: f. And, yemin, muahede, ahitleşmek.(Cihet-ül vahdet-i ittihadımız, tevhiddir. Peyman ve yeminimiz, imandır. Madem ki muvahhidiz, müttehidiz. Her bir mü’min ilâ-yı Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda bunun mühim bir sebebi maddeten terakki etmektir. H.Ş.) Devamını Oku

  • CİHET-ÜL VAHDET-İ İTTİHAD: Birleşmenin birlik ciheti. Yani birleştiren temel unsur. Birleştiren ve birleşilen esas. Devamını Oku

  • İCAZET-İ KÜLLÎ: Vaktiyle Osmanlı serdarlarına ve sefirlerine müsâlaha, muahede akdi ve sair işler hakkında verilen mezuniyet. Tam salâhiyet demektir. Bu salâhiyeti alan kumandan veya sefir, üzerine aldığı işi merkezden sormaya ihtiyaç kalmadan maslahatın icabettirdiği ve kendi aklının erdiği vechile yapıp bitirirdi. Devamını Oku

  • EGOSANTRİZM: Fr. Psk: Benmerkezcilik. Zihnî gelişmenin ilk çocukluk safhası. Bebek büyüyüp kendi varlığı ile başka varlıkları ayırmaya başladığı zamanlarda kendine has bir düşünce tarzı ile düşünür. Sanki dünyada en önemli varlık kendisi, herşey onun emrine ve isteğine hazır olmalı. Annesi, babası, diğer insanlar ve eşya, isteği gibi kendisine davranmasa ağlamaya başlar. Herşeyin merkezi olduğu hissini Devamını Oku

  • TEFE’ÜL: Fal açmak. * Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi. * Olacak şeyi tahmin etmek. (Zıddı: Teşe’üm)(Kur’an ile tefe’üle ve rü’yaya itimada ehl-i hakikat tarafdar değiller. Çünki: Kur’an-ı Hakîm, ehl-i küfrü, kesretle ve şiddetli Devamını Oku

  • HUDEYBİYE: Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye giden yolun üzerinde ve Mekke’den bir merhale uzaklıkta küçük bir köy olup, yakınında bir kuyu ve bir ağaç vardır ki, bu ağacın altında Hz. Fahr-i Kâinat Efendimize (A.S.M.) beşinci hicri senede eshabı tarafından biat olunmuştur. Hicretten beş sene on ay geçtiğinde Hz. Peygamber, maiyetindeki Muhacirîn ve Ensar’dan 1400 kişi bulunduğu Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar