MEHTER Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MEHTER kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MEHTER: (Mih-ter) f. Daha büyük. * Reis. * Seyis. Osmanlı askeri mızıkası ve buna mensub müzikçiler. * Vaktiyle Bâb-ı âli çavuşu. * Rütbe, nişan veya vazife alanların evlerine müjde götürenler. * Tanzimattan önce Pâdişah çadırını kurmağa vazifeli asker. * At uşağı.

Sponsorlu Bağlantılar

MEHTER ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MEHTERÂN: (Mehter. C.) Mehterler. Devamını Oku

  • ÇAVUŞ: Vaktiyle divanlarda hükümdarların hizmetinde bulunan yaver veya muhzır gibi subaylara denilirdi. Tanzimattan evvelki Osmanlı saray teşkilatında çavuşlar, padişahın yaverleri ve çavuşbaşı mabeyn müşiri idi. * Onbaşıdan üstte ve assubaydan alttaki derecede olan asker. * İşçilerin başları, şefleri. Devamını Oku

  • DÂR-I ŞURA-YI ASKERÎ: 1296 yılında lağvolunan bu yüksek askeri meclis 1253 yılının muharrem ayında kurulmuştu. 1259 tarihinde çıkarılan kanun ile vazifesi tesbit edildi. Askeri ve mülki ricâlden onbir daimi, altı tane ise geçici azası bulunan bu mecliste bir reis ve bir de müftü yer alıyordu. Devamını Oku

  • BÂB-I ÂLÎ: Yüksek kapı. * Tanzimattan önce sadrazam kapılarının, daha so a da hükümet dairelerinin çoğunun içinde toplandığı bina. * Mc: Osmanlı Hükümeti. Devamını Oku

  • İANE-İ ASKERİYE: Tanzimattan so a cizye yerine Hristiyan tebeadan alınan vergi. Bu vergi so adan “bedel-i askerî” adını almış ve 1908 Temmuz inkılâbına kadar devam etmiştir. Devamını Oku

  • BEYZADE: Osmanlı Sultanlarının oğulları. * Bey oğlu. Babası reis veya âmir olan. * Soylu, asil, necib. Devamını Oku

  • FERRAŞ: Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe’yi süpürenler hakkında ıstılah olarak da kullanılır. (O.T.D.S.)”Her ruham-ı fersi bir âyine-i âlemnüma Her gezen ferraşı bir İskender-i kitisitan.” Devamını Oku

  • FAİZ: Ödünç verilen para için alınan ve şer’an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, “sen çalış, ben yiyeyim”dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edilen (üretilen) malların fiatına masraf olarak bu faiz eklenir. Böylece malların fiatı faiz yüzünden Devamını Oku

  • EHL-İ ZEVK: Zevklenenler, lezzet alanlar. * Tas: Cenab-ı Hakk’a yakınlıkla, kurbiyetle veya uyanık kalble iman ve Kur’an hakikatlarından zevk alanlar. Devamını Oku

  • HARAC: Vaktiyle müslüman olmayan vatandaşlardan alınan vergiye denirdi. Arazi hasılatından veya çalışanların emeğinden elde edilirdi. Reşit ve vücudu sağlam olan gayr-ı müslim erkek verirdi. Buna harac-ı rüus veya cizye denirdi. Topraktan alınan vergiye de harac-ı araziye denilirdi. Devamını Oku

  • MUKALLİDÎN: (Mukallid. C.) Taklidçiler. Örnek ve misâl alanlar. * Takınanlar. Boyuna takanlar. Devamını Oku

  • TAFDİL: Bir şeyi üstün kılmak. Birisini ötekisinden mühim görmek. * Gr: Bir şeyi “en üstün, daha üstün daha çok, en iyi, daha iyi” gibi mânâ ifâde etmesi için mukayese ve üstünlük gösteren ismini söylemek ki, buna “ism-i tafdil” denir. Ef’al () vezninde; efdal (daha faziletli), ekber; (en büyük), ahsen; (en güzel, daha güzel) gibi. Türkçede; Devamını Oku

  • BARBUT ALTINI: Tanzimattan önce Osmanlılarda kullanılan bir çeşit altın sikke. Yüzlük Mecidiye altını kıymetinde ve ayarında, iki kırat ağırlığında idi. Devamını Oku

  • MENSUBÎN: (Mensub. C.) Mensublar. Mensub ve alâkadar olanlar. Bir daire veya yerin adamları. Devamını Oku

  • MÜHİMMÂT-I ASKERİYE: Askeri malzeme. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar