MANZURE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MANZURE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MANZURE: Belâ, musibet, felâket, âfet. * Noksan ve kusuru olan, ayıplanacak kadın.

Sponsorlu Bağlantılar

MANZURE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • MEDHUL: (Dahl. den) Ayıplanacak kusuru olan. * Dile düşmüş. * Kendisine birşey girmiş olan. Devamını Oku

  • MÜRZEBE: Musibet, belâ. * Eksik, noksan. Devamını Oku

  • MUKADDES: (Kuds. den) Takdis edilmiş olan. Temiz ve pâk. Noksan ve kusurdan müberra ve uzak olan. Her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh ve uzak olan. Kudsi. Devamını Oku

  • MA’YUB: Ayıplanmış. Ayıplanan. Bir kusuru ve eksiği olan. Devamını Oku

  • NAKİSEDÂR: f. Eksiği bulunan. Kusuru olan. Kusurlu. Devamını Oku

  • MA’YUBAT: (Ma’yube. C.) Ayıplanacak şeyler. Eksiklikler, noksanlıklar, kusurlar. Devamını Oku

  • HAKK: (Bâtılın zıddı) Doğru. Gerçek. Vâcib ve lâzım olan. Her sâbit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki mâlikiyyeti. * Dâva ve iddia. * Hakikate uygunluk. * Geçmiş, harcanmış emek. Pay, hisse. * Münasib * Din. İslâmiyyet. * Kur’an. * Vukuu vâcib, geleceği şüphesiz olan. * Kıyamet. * Mahz-ı Devamını Oku

  • ENKAS: En noksan, çok noksan, pek eksik. Devamını Oku

  • UTUH: Aklı noksan olan. Devamını Oku

  • BELA-ZEDE: f. Belaya uğramış, başına musibet gelmiş olan. Devamını Oku

  • BELÂ: (c.: Belâyâ) Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye. * Yaramaz nesne. (Bak: Sadaka)(Ey insan! Mâdem canavar sûretinde bir hayvan, insanların hânesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise, mahlukatın en mükerremi olan insan; ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman; ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alil Devamını Oku

  • SABR (SABIR): Acıya ve zorluğa katlanmak. * Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. * Muharebede şecaat gösterme. * Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. * Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.(Cenab-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada bir merdivenin basamakları gibi bir tertib vaz’etmiş. Devamını Oku

  • ŞAYİB(E): (C.: Şevâyib) Ayıp. Noksan. * Pis, murdar. * Saçı ve sakalı beyazlamış olan kimse. Devamını Oku

  • MUHDEC: İçine esvap koydukları küçük ev, kiler. * Azâsı noksan olan. Devamını Oku

  • AYN-ÜR RIZÂ: Rıza gözü. Kusuru görmeden bakan muhabbet gözü. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar