MÂ-İ MUKAYYED Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

MÂ-İ MUKAYYED kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

MÂ-İ MUKAYYED: Herhangi bir maddenin karışması ile yaratılmış oldukları hâlden çıkmış ve hususi bir ad almış sulardır. (Gül, çiçek, üzüm, asma, et suları gibi.)

Sponsorlu Bağlantılar

MÂ-İ MUKAYYED ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HAYR-İ MUKAYYED: Bir kimseye hayırlı olduğu halde, diğer bir kimseye göre zararlı ve şer olan şey. Devamını Oku

  • MUKAYYED: Kayıtlı. Serbest olmayan. Sınırlı. Bağlı. * Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan. Bağlanmış. El veya ayağında zincir, kelepçe bulunan. Mevkuf olan. * Bir işe ehemmiyet veren. İşine önem verip bakan. Devamını Oku

  • ATOM: yun. Maddenin bölünemez en küçük parçası manasında eski çağ felsefesinde kullanılan bir tâbir, günümüze kadar gelmiş ve ilmî tabir olarak kalmıştır. Atom, maddenin bölünmez bir parçası değil, kendisi de daha küçük parçalardan yaratılmış çok küçük bir âlemdir. Dünyada, kâinatta ve atom âleminde hep aynı nizam hâkimdir. Bugün, dün olduğu gibi maddeci felsefe, maddenin mahiyetini Devamını Oku

  • MİYAH-I HÂRRE: Kaplıca suları gibi olan sıcak sular. Devamını Oku

  • MÂ-İ MUTLAK: Yaratıldığı vasıf üzere duran su. (Yağmur, kar, deniz, göl, ırmak, pınar, kuyu sularıdır). Devamını Oku

  • MOLEKÜL: Fr. Kim: Vasıflarını kaybetmemek şartıyla ayrılabilen herhangi bir maddenin en küçük cüz’ü, parçası. Devamını Oku

  • MÂ-İ CÂRİ: Akarsu. (Çay ve ırmak suları gibi.) Devamını Oku

  • MÂ-İ MÜSTAMEL: Temiz olduğu halde temizleyici olmayan, kullanılmış olan sulardır. Devamını Oku

  • MÜZ (MÜNZÜ): Gr: Harf-i cer oldukları zaman (Fi: ) vazifesini görürler. Zarf veya isim olduklarında ismin başına gelirlerse kendileri mübteda, so a gelen haber olur. Fiilin başına gelirlerse kendilerinden önceki bir fiilin mef’ulünfihi olarak mahallen mensub bulunurlar. Devamını Oku

  • NEZLE: (C.: Nevâzil) Burnun akmasını mucib olan hastalık. * Vücudun herhangi bir organından cerahat veya başka bir maddenin akması. Devamını Oku

  • İ’NAT: Zahmete uğratma, meşakkate maruz bırakma. * Edb: Mukayyed kafiye ve mukayyed seci’ san’atı. Devamını Oku

  • ACİBE-İ HİLKAT: Her zaman yaratılan şekilden farklı olarak yaratılmış olan. (Meselâ: Normalinden çok fazla büyük cüsseli veya üç ayaklı olmak gibi) Devamını Oku

  • CİNN: Bir cins ateşten yaratılmış olup, dünyanın insandan so a en mühim sekenesidir. Akıl ve şuur sâhibi olup pekçok şer ve isyan yapabildikleri gibi “Peygamberlerin ve semâvî kitabların irşadlarıyla” insana yetişememekle beraber terakki edip yüksek kemâlatlara çıkabilen mahluktur. İnsanlar gibi dinin bir kısım emirlerini yapmakla ve bazı yasaklarından kaçınmakla yükümlüdürler. Kıyamet ve haşirden so a Devamını Oku

  • EZVAC-I TÂHİRAT: Hz. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) ismetli ve iffetli, pâk zevce-i muhteremeleri (R.A.) “Mü’minlerin anneleri” diye bilinen ve Peygamberimize (A.S.M.) âilelik etmek şerefine ermiş mübârek hanımlar.(Zât-ı Risaletin akvâli gibi, ef’al ve ahvâli ve etvâr ve harekâtı dahi menabi-i din ve şeriattır ve ahkâmın mehazleridir. Şıkk-ı zâhirîsine Sahabeler hamele oldukları gibi, hususi dairesindeki mahfî ahvalâtından tezâhür Devamını Oku

  • LEZZET: (C.: Lezzât) Tad, çeşni. Hoş ve güzel olan şey.(Dünyanın âkıbeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evlâdır. Çünki, âkıbetin ya saadettir, saadet ise şu fâni lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının âkıbetini küfür sâikasiyle adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar