LEV Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

LEV kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

LEV: Gr: (Şart edâtı) Dahâ ziyade, olsa bile (manâsına gelir.) "İnne" gibi mâzi mânâsını muzariye çevirmeyip aksine muzâriyi de mâziye çevirir. Temenni edâtı ve vasıl edâtı olur. Meselâ : Lev-câe Aliyyun leraeytühu: Ali gelse idi, elbette görürdüm.

Sponsorlu Bağlantılar

LEV ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • AİLEVÎ: Aile ile ilgili. Devamını Oku

  • LEVŞEB: Kurt, zi’b. Devamını Oku

  • LEVİD: f. Çok büyük tencere. Kazan. Devamını Oku

  • LEVİYYE: Bir kimse için ayrılıp saklanan yiyecek. Devamını Oku

  • LEVÎSE: Çeşitli topluluklardan bir yere toplanmış olan kimseler. Devamını Oku

  • LEV’-İ GARÂM: Aşk ile, sevgi ile yanma. Devamını Oku

  • MİN: Arabçada harf-i cerrdir. 1- Mekân ve bir şeye başlamayı ifâde eder.Meselâ: $ “Haftadan haftaya” da olduğu gibi.2- Teb’iz için olur. Meselâ: $”Kim bir kavme benzemeğe özenirse onlardan sayılır” cümlesinde olduğu gibi. Bazılarını, bir kısmını ifâde ediyor. 3- Cinsi beyan için olur. Meselâ: $ “İşlediğiniz hayrı Allah bilir” cümlesinde “min” tebyine (açıklamaya) vesile oluyor.4- Bedel-i Devamını Oku

  • ANARŞİ: yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu. (Bak: Ye’cüc ve me’cüc)(Bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hiristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak… Çünkü; bir İsevi Müslüman olsa, İsâ aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevi Devamını Oku

  • ER: f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise… mânalarına gelir. Devamını Oku

  • VİSAL: (Vasıl. dan) Vâsıl olma. Sevdiğine ulaşma. Kavuşma. Ayrılıktan kurtulma.(Fâni mevcudatın visali, madem fanidir, ne kadar uzun da olsa yine kısa hükmündedir. Senesi bir saniye gibi geçer. Hasretli bir hayal ve esefli bir rüya olur. L.) Öyle ise Bâki’nin yolunda çalışmak lâzım gelir. Devamını Oku

  • A’MÂL-İ SÂLİHA: Allah’ın rızasına uygun, iyi ve hayırlı işler.( $) Kur’an: Sâlihatı mutlak, mübhem bırakıyor… Çünki ahlâk ve faziletler, hüsn ve hayr çoğu nisbîdirler… Nev’den nev’e geçtikçe değişir… Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır… Mahalden mahale tebdil-i mekân ettikçe başkalaşır. Cihet muhtelif olsa, muhtelif olur. Fertten cemaate, şahıstan millete çıktıkça mahiyeti değişir.Meselâ: Cesaret, sehavet; erkekte: gayret, Devamını Oku

  • MA’SİYYET: İtaatsizlik, günah, isyan.(Mâsiyetin mâhiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünki, o mâsiyete devam eden ülfet peyda eder. So a ona âşık ve mübtelâ olur. Terkine imkân bulamıyacak dereceye gelir. So a o mâsiyetinin ikaba mucib olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam ettikçe küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En nihâyet, gerek ikabı ve gerek Devamını Oku

  • ASÂ: (Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. (Kâde) $ fiiline benzer. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder. Devamını Oku

  • ZARURET: Çaresizlik. Muhtaçlık. Sıkıntı. Yoksulluk. ( $ kaidesi, yâni: “Zaruret, haramı helâl derecesine getirir.” İşte şu kaide ise, küllî değil. Zaruret, eğer haram yoluyla olmamış ise, haramı helâl etmeye sebebiyet verir. Yoksa, su-i ihtiyariyle, gayr-ı meşru sebeblerle zaruret olmuş ise, haramı helâl edemez, ruhsatlı ahkâmlara medar olamaz, özür teşkil edemez. Meselâ: Bir adam su-i ihtiyariyle, Devamını Oku

  • İCTİMA-İ ZIDDEYN: İki zıt şeyin bir arada, beraber olması.(Bir şey zâtî olsa onun zıddı o zâta ârız olamaz. Çünkü “ictima-i zıddeyn” olur, o da muhâldir. İşte bu sırra binaen madem Kudret-i İlâhiyye zâtiyedir ve Zât-ı Akdes’in lâzım-ı zarurîsidir. Elbette o kudretin zıddı olan acz, O Zât-ı Kadir’e ârız olması mümkün olmaz. Ş.) Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar