KUDRET Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

KUDRET kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

KUDRET: Güç. Takat. * Her yeri kaplayan kudretullah. * Varlık. Ehliyet. Becerebilme. * Zenginlik. * Kabiliyet. * İlm-i kelâmda: Allah Teâlâ'ya mahsus ezelî ve ebedî ve bütün kâinatta tasarruf eden sıfattır.(Arkadaş bir kelime-i vâhidenin işitilmesinde; bir adam, bin adam birdir. Yaratılış hususunda da Kudret-i Ezeliyeye nisbeten bir şey, bin şey birdir. Nev ile fert arasında fark yoktur. M.N.)

KUDRET ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • KUDRET-İ İLÂHİYE: Allah’ın kudreti.(Cenab-ı Hakk’ın kudret, ilim, iradesi; şemsin ziyâsı gibi bütün mevcudata âmm ve şâmil olup, hiçbir şeyle müvazene edilemez; Arş-ı Azama taalluk ettikleri gibi, zerrelere de taalluk ederler. Cenab-ı Hak, şems ve kameri halkettiği gibi, sineğin gözünü de O halketmiştir. Cenab-ı Hak; kâinatta vaz’ettiği yüksek mizan gibi, hurdebinî hayvanların bağırsaklarında da pek ince Devamını Oku

  • KESB-İ KUDRET: Kudret ve kuvvet kazanma. Devamını Oku

  • MATBAHA-İ KUDRET: Cenab-ı Hakk’ın âşikâr kuvvet ve kudreti ile bahçe, bağ, tarla ve bostan gibi yerlerde pişmiş gibi hazır gıda maddelerinin yetiştiği yer. Kudret mutbahı. Devamını Oku

  • ARZ-I KUDRET: Kudret gösterme. Devamını Oku

  • ARZ-I KUDRET: Kudret gösterme. Devamını Oku

  • YED-İ KUDRET: Allah’ın kudreti ve kudretinin tasarrufu. Devamını Oku

  • MEVAHİB-İ KUDRET: Cenab-ı Hakkın verdiği nimetler. Devamını Oku

  • KUDRET-İ KÜLLİYE: Cenab-ı Hakk’ın küllî ve mutlak olan kudreti. Devamını Oku

  • ALLAH: İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı. Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur. Hiç bir şey yokken o yine vardı. Allah’ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur. O herşeyi ve hepimizi her an bilir ve görür. Allah’ı doğru olarak bilmek için ondört sıfatını Devamını Oku

  • KÂFİR: Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah’ı inkâr eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid.(Arkadaş! İman, bütün eşya arasında hakiki bir uhuvveti, irtibatı, ittisali ve ittihad rabıtalarını te’sis eder.Küfür ise, bürudet gibi bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır. Bunun içindir ki, mü’minin ruhunda adavet, kin, vahşet yoktur. En Devamını Oku

  • TABİAT: (Tabia) Yaratılış, huy, karakter. * Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah’ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük bir sapıklık içindedirler. Tabiatta hiçbir şey kendi başına buyruk bağımsız, hür değildir. Herşey Allah’ın emirlerine bağlıdır. Oksijenle Devamını Oku

  • ALOTROPİ: Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali. Meselâ : Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur. Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir. Devamını Oku

  • BİYOELEKTRİK: Canlı varlıkların vücutlarında yaratılmış olan elektrik. (Bu elektriğin varlığı, hususi âletlerle anlaşılır) Devamını Oku

  • SALİBE-İ KÜLLİYE: Man: Bir şeyin nefyine delâlet eden kaziye. Bir şeyin bütün bütün olmadığını veya mevcudattan hiç birisine hâkim ve müessir olmadığını iddia ve isbat eden hüküm.(Halk-ı eşya hakkında “mucibe-i külliye” sâdık olmadığı takdirde “salibe-i külliye” sâdık olur. Yâni ya bütün eşyanın Hâlikı Allah’tır veya Allah hiçbir şeyin Hâlikı değildir. Çünkü: Eşyanın arasında muntazam tesanüd Devamını Oku

  • MUTASARRIF: Tasarruf hakkı ve salâhiyyeti olan. Tasarruf eden. Bir işi kendi isteğine göre idâre eden. Bir malın sahibi. * Eskiden, vilâyetten küçük olan Sancağın en büyük idâre âmiri. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar