İKTİZA-Yİ HAL Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

İKTİZA-Yİ HAL kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

İKTİZA-Yİ HAL: Halin ve durumun gösterdiği lüzum.

İKTİZA-Yİ HAL ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • SALAH-İ HAL: Durumun düzelmesi. Devamını Oku

  • HİYAB: (Hiyâbet) Kabahat, suç, günah. * Kötü bir durumun başlangıcı. * Yokluk. Devamını Oku

  • EBREHE: Peygamberimizin (A.S.M.) doğumundan elli gün kadar evvel Kâbenin tahribine gelen Habeş Ordu Kumandanının ismi. (Bak: Ebabil)(Fillerle varıp Kâbeye, hem Ebrehe zâlim.İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim…İsterdi ki; o beyt yıkılıp şöhreti sönsün.Halk Kâbeyi terkederek, kiliseye dönsün.İsterdi ki; çeksin doğacak nura bir sed.Hem doğmadan ölsün diye “Mahbub-u Müebbed.”Günlerce gidip Kâbeye hem yaklaşan orduBirdenbire bir Devamını Oku

  • İKTİHAL: Göze sürme çekme. Devamını Oku

  • İSTİDAME: (Devam. dan) Bir halin devamını isteme. Bir şeyin devamını arzu etme. Devamını Oku

  • SEHUM: Hâlin ve durumun değişmesi. Yüzün renginin değişmesi. Devamını Oku

  • AKABE: (C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara, tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş’in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi. Devamını Oku

  • HEY’ET-İ MECMUA: Bir şeyin teferruatına ve cüz’lerine bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara. Devamını Oku

  • HÂL: Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet. * Gr: Fâili, mef’ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : $ Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken) kelimesi, cümledeki mef’ulün hâlini bildirir. şimdiki zamanda olan fiilin durumuna da hâl denir. Devamını Oku

  • AKL-I BEŞER: İnsan aklı. İnsan düşüncesi.(Kur’anın hakaik-ı İlâhiyeye dair beyanatı ve tılsım-ı kâinatı fethedip ve hilkat-ı âlemin muammasını açan beyanat-ı kevniyesi, ihbarat-ı gaybiyenin en mühimmidir. Çünkü: O hakaik-ı gaybiyeyi hadsiz dalâlet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz. Beşerin en dâhi hükemaları o mesâilin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği mâlumdur. Hem Devamını Oku

  • MURDAR: f. Pis. Kirli. Mülevves. Temiz olmayan. * İslâmiyetin gösterdiği kaidelere uygun olmıyarak kesilmiş hayvan. Devamını Oku

  • HİLE-İ ŞER’İYE: Müşkül bir mes’eleyi, şer’i esaslar üzeri, hazakatla hall ve izah etmek ve şer’an muahaze ve mes’uliyeti mucib olmayacak surette te’vilini bulmaktır. Bu tabir kanuna, yani şeriata karşı irtikâb edilen, hile, oyun, aldatma veya şer’î bir hükmü bertaraf etmek mânasına olmayıp, ancak karışık bir durumun ve mes’elenin kanuni ve şer’i hal çaresini bulmak demektir. Devamını Oku

  • YED-İ BEYZÂ: Musa Aleyhisselâm’ın mu’cize olarak gösterdiği beyaz ve parlak eli. Bu tabir mecaz olarak keramet ve hârikulâde haller ve meziyetler hakkında kullanılır. Devamını Oku

  • KERAMET: Allah (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli. * Bağış, kerem. * İkram, ağırlama. Devamını Oku

  • ETBA’: Tâbi olanlar, bağlı olanlar, emri altında bulunanlar. (Cenâb-ı Hakka ve Resul-ü Ekreme (A.S.M.) tâbi ve muti olan veli bir üstâdın ve bir mürşid-i ekmelin gösterdiği Hak ve hakikat, iman ve Kur’ân yolunda gidenler, ona tâbi’ olanlar.) Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar