HUMS-İ ÖŞR Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

HUMS-İ ÖŞR kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

HUMS-İ ÖŞR: Onda birin beşte biri. Yani, bir şeyin ellide biri.

Sponsorlu Bağlantılar

HUMS-İ ÖŞR ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HUMS-İ ÖŞR: Onda birin beşte biri. Yani, bir şeyin ellide biri. Devamını Oku

  • ÖŞR-Ü MİŞAR: Onda birin onda biri, yâni yüzde bir. Devamını Oku

  • HUMS: Beş bölükten birisi. Beşte bir. Devamını Oku

  • ÖŞÜR: Ondalık, onda bir. Mahsullerden, Kur’an-ı Kerim hükümlerince onda bir olarak alınan zekât. Devamını Oku

  • SAFHA: Aynı şey üzerinde görülen değişik hâllerden her biri. * Bir şeyin gözle görülen yüzlerinden her biri. * Kısım. * Bir şeyin düz yüzü. * El ayası. * Bir hâdisede birbiri ardınca görülen hâllerin beheri. * Yazılmış ve yazılabilir sahife. Devamını Oku

  • DEVİR: (Devr) (C: Edvâr) Nakil. Birisinin uhdesinden diğerinin uhdesine geçirmek. * Bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek. Geçmiş dersleri hatırlama. * Bir şeyin çevresinde dolaşmak. Dönme. * Seyahat. Bir memleketi dolaşmak. * Bir şeyin kendi mihveri üzerinde dönmesi. * Aktarma, bir şeyin bir kaptan veya bir yerden diğerine nakli. * Bir şeyin diğerine teslimi. * Devamını Oku

  • NEF': Fayda, yararlılık. * Fls: Faydacılık. Yani: Bir şeyin doğru olup olmadığını, o şeyin faidesine göre değerlendiren yanlış bir nazariyedir. Kudsi dinimiz olan İslâmiyette ise: Bir şeyin doğru veya yanlış; iyi ve kötü olması, Allahın emir ve nehyine tâbidir. Devamını Oku

  • TESETTÜR: Kapanıp gizlenme. Örtünme. * Fık: Kadınların ve erkeklerin başkasına, nâmahremlere vücutlarının haram kısımlarını örtüp göstermemeleri.(Kur’an merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için haya perdesini takmasını emreder. Tâ hevesat-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Alet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir meta hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Halbuki aile Devamını Oku

  • ARZ-I A’ŞÂRİYE: Öşür (onda bir vergi) veren memleket. Devamını Oku

  • MİSAL: Bir şeyin benzer hali. Benzer. Örnek. * Düş. Rüya. * Ahlâk ve âdâbla ilgili kıssa ve hikâye. * Bir şeyin örneği ve sıfatı. Kısas. * Gr: İlk harfi harf-i illet olan (yani; elif, vav veyahut da yâ olan) fiil veya kelime. Devamını Oku

  • İKTİDAB: Bir şeyi kendisi için kesmek. * Henüz öğretilmemiş deveye binmek. * İrticâlen söz söylemek. * Edb: Şâir, kasidesinden teşbihi keserek maksadına, yani medhettiğinin medhine geçmek. Hüsn-i tahallus (yani: Bir şeyin meydana gelmesine hayali ve güzel bir sebeb göstermek ile olan intikal), en uygunu ve en lâtifi olur. Müelliflerin Emmâ ba’dü, “Bundan so a” kelimesine Devamını Oku

  • LEVH-İ KAZÂ VE KADER: Kader ve kazanın levhası, yani: Olmuş ve olacak her bir şeyin ilm-i İlâhîdeki vücudları; yani, ilmen mevcudiyyetleri.(Alem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mevcudatın dahi mânen hayatdar bir vücud-u mânevileri ve ruhlu birer sübut-u ilmîleri vardır ki, levh-i kaza ve kader vasıtası ile o mânevi hayatın eseri, mukadderât nâmı ile görünür, tezahür Devamını Oku

  • MÜDEBBİR: Evvelden düşünüp işleri ona göre ayarlayan. Her şeyin evvelden tedbirini yapan, gören. * İlmi ile her şeyin akibetini ihâta edip ona göre hikmetle iş yapan Allah (C.C.). Devamını Oku

  • MUKADDİR: Takdir eden. Bütün mahlukatın ve her şeyin esaslarını tanzim ve takdir edip sıralayan. Allah (C.C.). Bir şeyin kıymetini biçen, takdir eden. Beğenen. Devamını Oku

  • HAM MADDE: Bir şeyin meydana getirilmesi için işlenilen ana maddelerden her biri. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar