HULUL Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

HULUL kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

HULUL: Girme. Dâhil olma. İçine gizlice giriş. * Birinin veya birkaç kimsenin sevgi veya itimadını kazanmak, içlerine onlardan görünüp girmek. * Halletmek. * Vuku' bulmak. Zuhur etmek. * Gelip çatmak. * Bir menzile inmek. * Kim: Bazı akıcı cisimlerin vücud mesâmâtından kolaylıkla geçebilmesi ve bu esâsa dayanan kimya tahlil usulü. * Fiz: Mesamatı olan bir perde ile ayrılan iki akıcı cisimde mevcut bazı maddelerin birinden diğerine geçmesi hâdisesi ki, barsaklarda olan imtisas bu tarzdadır.

HULUL ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HULUL-İ RAMAZAN: Ramazan ayının gelmesi. Devamını Oku

  • HULUL-İ ŞİTA: Kış mevsiminin gelmesi. Devamını Oku

  • İLM-İ USUL: Delillerden hüküm nasıl çıkarıldığını öğreten ilim. (Usul-ü fıkıh, Usul-ü şeri’at veya hikmet-i teşriiye de denir.) Devamını Oku

  • TİRB: (C.: Tirâb-Etrâb) Anasından saçlı ve dişli doğan oğlan. * Yaşta diğerine eşit olan nesne. * Lezzet. Devamını Oku

  • DİNAMİK: yun. Cisimlerin hareketleriyle bunları meydana getiren sebebler arasındaki alâkayı araştıran mekanik ilminin bir kolu. * Hareket eden, durup dinlenmek bilmeyen, hareketli. * Fls: Sâbitin zıddı olarak bir kuvvet tesiriyle dâim hareket halinde bulunan ve bulunduran, bir değişmesi, bir oluşu olan. Hareketle birlikte te’sirli kuvveti de olan. Devamını Oku

  • KUVVE-İ AN-İL-MERKEZİYE: Merkezkaç kuvvet. Cisimlerin kendi mihveri üzerine hareketi zamanında merkezinde hâsıl olan kuvvete denilir. Merkezde dönen bir tekerleğin etrafında yapışık veyahut üstünde taşıdığı cisimlerin etrafa yayılıp dağılmasıyla bu kuvvetin mevcudiyyeti anlaşılır. Devamını Oku

  • AFV-İ ANİLKAT': Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın, buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi. Devamını Oku

  • KİMYA: Basit cisimlerin hususiyetlerini, bu cisimlerin birbirlerine olan tesirlerini ve bundan ileri gelen birleşmeyi inceleyen ilim. Basit maddelerdeki değişikliği anlamağa çalışan ilim kolu. * Edb: Aşk. * İlâç. * Tas: Mevcud olana kanaat ve elde edilmesi mümkün olmayana ait arzuyu terk etmek. Devamını Oku

  • MÜSTENİD: Bir şeye dayanan. Bir şeyin üzerine koyulmuş. * İstinad eden, dayanan, güvenen. * Bir delili, şâhidi olan. Devamını Oku

  • MUTTASIF: İttisâf eden. İyi veya kötü bir sıfatla tarif edilen. Vasıflanmış, vasfı mevcut olan. Devamını Oku

  • HİCAB: Perde. Örtü. Hâil. * Utanma. Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek. * Men’etmek. * Allah ile kul arasındaki perde. * Setretmek. Gizlemek. Devamını Oku

  • ARİSTOKRASİ: yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir. Devamını Oku

  • ARİSTOKRASİ: yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir. Devamını Oku

  • FARZÎ: Farzedilene, tahmin olunana dair. Takdir ve tahmin usulüne dayanan ve ona müteallik. Devamını Oku

  • ÜSUN: Suyun tad ve renginin değişmesi. * Bir kimse kuyuya girdiğinde buharından veya murdar kokulardan dolayı aklının gitmesi. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar