HATIRA Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

HATIRA kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

HATIRA: Hatıra gelen. Hatırda kalan şey. * Bir kimseyi veya bir hâdiseyi hatırlatması için yazılan veya saklanan veya birisine verilen şey.

Sponsorlu Bağlantılar

HATIRA ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • CÜRF: Dere kenarında selin, dibini yalayıp oymuş olduğu bıçık üzerinde kalan toprak veya çamur çıkıntısıdır ki, her an için yıkılıp çökmeğe hazır bir vaziyette bulunur. (E.T.) * Estiyan adı verilen bir ot. Devamını Oku

  • FİDYE-İ NECAT: Bir kimsenin esirlikten veya başına gelen bir belâdan kurtulmak için, kendisi veya kendi namına başkası tarafından mecburen verilen para vesaire hakkında kullanılan bir tabirdir. Tabirin karşılığı, can kurtarma akçası demektir. Devamını Oku

  • İKRAMİYE: Hürmet ve mükâfat için verilen para veya hediye. * Memurlara maaş haricinde ve her sene belli bir zamanda verilen para. * Yapılan iyilik karşılığı olarak verilen hediye veya para. * Satıcı tarafından pazarlığın hâricinde olarak müşteriye yahut arada vasıta olana verilen şey. * Bazı teşekkül ve müesseselerin belirli zamanlarda, hisse sahiplerine kur’a çekerek dağıttıkları Devamını Oku

  • LİSANS: Fr. Herhangi bir mevzuda verilen izin. Müsaade belgesi. * Üniversite tahsili tamamlanınca alınan diploma. * Bir sporcunun resmi yarışmalara katılabilmesi için spor federasyonu tarafından kendisine verilen kayıt fişi veya kimlik kartı. * İthal veya ihracı serbest bırakılmayarak muayyen bir nizama bağlanmış malların ithal veya ihracı için idare tarafından verilen müsaade. Devamını Oku

  • TELEPATİ: yun. Gelecekte veya uzakta olan bir hâdiseyi o anda duyma hâli. Devamını Oku

  • KIMATR: Eşya veya kitab saklanan yer. Kitaplık. Devamını Oku

  • MUKARRÜN-BİH: Başka birisine âit olduğu, birisi tarafından haber verilen hak. İkrâr olunan hak. Devamını Oku

  • VAKF: Bir kimseyi veya bir şeyi alıkoymak, durdurmak. Kımıldatmamak. * Hareketten fariğ olmak, imsak etmek. Hapsetmek. Aslâ satılmamak, başka şeye tebdil olunmamak şartı ile bir mülkü Allah yoluna vermek. Menfaatı hayır nevilerinden birisine âit olmak üzere bir mülkü ilelebed vermek. * Tecvidde: Durmak ve durdurmak mânalarına gelerek, nefesle beraber sesin kesilmesine denir. Yâni: Kur’an-ı Kerimi Devamını Oku

  • MUTAMMER: Anbarda veya çukur içinde saklanan şey. Devamını Oku

  • IKMA': Gelen bir kimseyi geri döndürme. * Birisini aşağılama. Devamını Oku

  • İSTİKBAL: Ati, gelecek zaman. * Karşılayış, gelen bir kimseyi karşılamak. Devamını Oku

  • EMANET: Eminlik. İstikamet üzere bulunmak. * Birisine koruması için teslim edilen şey. Birisine bir şeyi koruması için teslim edilen şey. Birisine bir şeyi koruması için bırakma. Emniyet edilip inanılan şey. * Başkasının hukuku emniyet edilip, inanılabilen. * Osmanlılar Devrinde bazı devlet dairelerine verilen isim. Şehr emâneti, Rusumat emâneti gibi…(Dinimiz, emaneti ehline bırakmamızı emreder. İdare makamları Devamını Oku

  • AZA': Başa gelen musibete sabretmek. * Bir kimseyi babasına nisbet etmek. Devamını Oku

  • MÜTEVARİ: (Verâ. dan) Gizli, saklı. Bir şeyin arkasına veya altına çekilerek saklanan. Devamını Oku

  • HAVALE: Bir işi veya bir şeyi başka birine bırakma. Ismarlama. * Görmeyi önleyen duvar gibi perde. * Tıb: Küçük çocuklarda veya gebe kadınlarda bazan meydana gelen, baygınlık veren bir hastalık. * Postadan gelen emanet kâğıdı. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar