HARAC-I MUKASSEME Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

HARAC-I MUKASSEME kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

HARAC-I MUKASSEME: Arazinin hâsılatından yerin tahammülüne göre alınacak bir vergidir. bu harac, hâsılata taallûk eder. Bir sene içinde hâsılat tekerrür ederse bu harac da tekerrür der. Fakat mahsulât mevcud olmayınca bu vergi de alınmazdı.

Sponsorlu Bağlantılar

HARAC-I MUKASSEME ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • ARZ-I HARAC: Harac veya vergi veren memleket. Devamını Oku

  • HARAC-I MUVAZZAF: Tar: Arazi üzerine her dönüm başına senevi maktuan muayyen bir miktar meblağ olarak alınacak bir vergidir. Buna “harac-ı vazife” adı da verilir. Bu vergi, zimmete taalluk eder ve araziden yalnız bilfi’l intifa edilmekle değil, intifaa temekkün ile de tahakkuk eder. Binaenaleyh, böyle bir araziyi sahibi kasden muattal bırakacak olsa, vergisini yine vermek mecburiyetindedir. Devamını Oku

  • HARAC: Vaktiyle müslüman olmayan vatandaşlardan alınan vergiye denirdi. Arazi hasılatından veya çalışanların emeğinden elde edilirdi. Reşit ve vücudu sağlam olan gayr-ı müslim erkek verirdi. Buna harac-ı rüus veya cizye denirdi. Topraktan alınan vergiye de harac-ı araziye denilirdi. Devamını Oku

  • ARÂZİ-İ HARACİYE: Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi. Devamını Oku

  • HARAC-GÜZAR: f. Haraç verici. Devamını Oku

  • HARAMİLİK: Tar: Akıncı kumandanının iştirak etmediği ufak kuvvetler tarafından düşman memleketlerine yapılan akınlar. Bu akınlara yüz ve daha fazla akıncı iştirak ederdi. Akıncı kuvvetleri yüzden az olduğu takdirde “çete” ismini alırlardı. Büyük akınlarda olduğu gibi haramilik suretiyle yapılan akınlarda da alınan esirlerden “pencik” denilen beştebir vergi alındığı halde, çeteden bu vergi alınmazdı. Devamını Oku

  • HARCE: (C.: Hurc-Haracât) Deve sürüsü. * Sık bitmiş ağaç. Devamını Oku

  • TERCİ’-İ BEND: f. Gazel şeklinde aynı vezinde yazılı manzumelerin “vâsıta” denilen bir beyti ile birbirine bağlanmış şekli. Vâsıta beyti tekerrür ederse terci-i bend; tebeddül ederse (değişirse) terkib-i bend olur. Bendlerin her birisine, terci-i bendlerde “terci’hâne”; terkib-i bendlerde “terkibhâne” denir. (Edb. L.) Devamını Oku

  • LATA': Dudak içinde olan beyazlık. Devamını Oku

  • MEVHUM: Aslı olmayıp evham mahsulü olan. Vehim. Devamını Oku

  • MUKATAA: (Kat’. dan) Kesişmek. * Ülfeti terk eylemek. * Birbirinden kesmek ve kesişmek. * Muayyen bir kira karşılığında arazinin kesime verilmesi. * Ekilen toprak için verilen muayyen vergi. Devamını Oku

  • TEKERRÜRÂT: (Tekerrür. C.) Tekerrürler, tekrarlanmalar. Devamını Oku

  • ULÜ-L AZM: Kat’i azim sahibi, ciddiyet, sabır, sebat sahibi büyük zâtlar, hususan peygamberler (Aleyhimüsselâm). Başta Hz. Muhammed (A.S.M.), İsa, Musa, İbrahim, Nuh (A.S.).(Kur’an-ı Hakîm ehl-i şuura imamdır. Cin ve inse mürşiddir. Ehl-i kemale rehberdir. Ehl-i hakikata muallimdir. Öyle ise, beşerin muhaveratı ve üslubu tarzında olmak zaruri ve kat’idir. Çünkü, cin ve ins münacâtını ondan alıyor. Devamını Oku

  • MEVCUDÎN: (Mevcud. C.) Mevcudlar, var olan ve bulunan şeyler. Mevcudât. Devamını Oku

  • ADEM-İ MUVAFAKAT: Râzı olmayış, muvâfakat etmeme. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar