FÂSİD DAİRE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

FÂSİD DAİRE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

FÂSİD DAİRE: Man: A yı B ile, B yi A ile ispat etmek. Bir düşünceyi isbat etmek için isbat edilmemiş başka bir düşünceyi delil olarak kullanmak ve bunu da isbat için isbatı istenen ilk düşünceyi doğru sayıp buna delil diye kullanmak. Yani isbat edilen ile isbat edeni birbirine delil saymak olup isabetsizdir.

Sponsorlu Bağlantılar

FÂSİD DAİRE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • FARAZİYE: (Fr: Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğruluğu hakkında bundan çıkarılacak mantıkî düşünceler belirlenir, bu sonuçların hakikatta var olup olmadığı görme ve deneme yoluyla Devamını Oku

  • FÂSİD(E): Bozguncu. * Doğru olmayan. Bozuk. Müfsid. * Yanlış olan. * Fık: Aslen sahih olup, vasfen sahih olmayan. Yani, kendi nefsinde meşru’ iken gayr-i meşru’ bir şeye yakınlığı sebebiyle meşru’iyyetten çıkan şeydir. İbadet hususunda fâsid ile bâtıl aynı şeydir. Meçhul bir şeyi satmak gibi. (Bak: Bâtıl) Devamını Oku

  • DAĞDAR-I TEESSÜF: Çok acı olup, teessüf edilen. Devamını Oku

  • FİDA: Dağıtmak. * Atâ etmek. Hediye veya bahşiş olarak vermek. * Bedel vermek. Devamını Oku

  • DAİRE: Resmi hükümet makamlarından her biri. * Yazıhane. * Büyük bir idare adamının makamı. * Ev veya apartman katı. * Bir manevi te’sirin hükmü geçtiği mahal. * Sınır içi. * Büro, büyük ev, konak. * Çember, düz yuvarlak şekil. * Mat: Merkezden aynı uzaklıktaki noktaların çevirdiği düzlük parçası. * Hezimet ve musibet. Beliye-i muhita. * Devamını Oku

  • HALİD BİN SİNAN: Benî Abes kabilesinin Bin-Bagis’ten ehl-i tevhid bir zat olup; Hz. Peygamber Efendimiz, bu zat hakkında: “O bir nebi idi, fakat onun kavmi onu zâyi etti” buyurmuşlardır. Kendisi Peygamberimizin zamanına yetişememiş ise de kızı Nezd, Hz. Peygamberimize geldiğinde, o sırada Peygamberimizin $ âyetini okuduğunu işitince: “Bunu, babam da okurdu” demiş olduğu rivâyet edilir. Devamını Oku

  • DAAR (DAÂRE): Fısk. * Kapmak. * Yaramazlık. Devamını Oku

  • FASİT DAİRE: (Bak: Fâsid daire) Devamını Oku

  • FASİT DAİRE: (Bak: Fâsid daire) Devamını Oku

  • RUB’-I DAİRE: Dairenin dörtte biri. Devamını Oku

  • RUB’-I DAİRE: Dairenin dörtte biri. Devamını Oku

  • SÜVEYDA-ÜL KALB: (Sevâd-ül kalb, Sevdâ-ül kalb) Kalbin ortasında varlığı kabul edilen siyah nokta. Kalbdeki gizli günah. Buna Habbet-ül kalb, Esved-ül kalb de denir. Kalbdeki basiret mahalli diye bilinir. Eskiden bir kısım muhakkikler, kalbin mezkur mahalline; Mahall-i ulum-u diniyye demişler. Ekseriyyetle mahall-i idrak ve basiret olarak kabul edilir. Bir kısım âlimler de “Kalbin dahili olan akıldan Devamını Oku

  • FİKR-İ FÂSİD: Bozuk fikir, fâsid fikir. Devamını Oku

  • İ’TİKAD-I FÂSİD: Bozuk inanç. Devamını Oku

  • DAİRE-İ ÂFÂK: Ufuklar dairesi. Çok geniş ve büyük dâire, kâinat. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar