FARİSAN Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

FARİSAN kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

FARİSAN: (Fâris. C.) Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş devrelerinde eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler.

Sponsorlu Bağlantılar

FARİSAN ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • SALTANAT-I SENİYYE: Osmanlı İmparatorluğunun bir adı. Devamını Oku

  • RUMELİ: Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Kıt’asındaki kısmı. Devamını Oku

  • ASESBAŞI: Osmanlı İmparatorluğunun eski devirlerinde polis müdürü. Devamını Oku

  • CEBECİ: f. Eski Osmanlı İmparatorluğunun ordusunun zırhlı sınıfına mensub nefer. Devamını Oku

  • HAZİNE-İ ÂMİRE: Tar: Para işlerini yönetmek üzere kurulmuş olan müesseselerden birinin adı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrelerinde para işleri “Beytülmal” denilen ve “Defterdar” adı verilen bir memurun idaresinde iken, so aları teşkil olunan yeni idarelere göre çeşitli adlar verilmiştir. Hazine-i âmire, devlet kasası yerinde de kullanılırdı. Devamını Oku

  • SERHADLÛ: Hudut boylarını bekleyen, hudutlardaki kalelerde vazife gören askerler. Devamını Oku

  • ASTANE: f. Eşik, atebe. * Paytaht. * Mânevi büyüklerin kabri. * Büyük tekke. * Merkez. (Osmanlı İmparatorluğunun merkezi olması münasebetiyle İstanbul manasına da gelir.) Devamını Oku

  • EVKAF: (Vakıf. C.) Allah yoluna hizmet için verilip devamlı bırakılan şeyler. Sahibi tarafından şeriata uygun olarak bir hayır iş ve hasenata tahsis olunmuş mülk veya mallar. (Bak: Vakıf)Osmanlı devletini asırlar boyu kuvvetli bir devlet olarak ayakta tutan kuruluşlardan biri de vakıftır. Osmanlı tarihini inceleyen batı tarihçileri vakıf kuruluşlarına hayran kalmışlar ve kendi ülkelerinde bunun örneklerini Devamını Oku

  • NAMIK KEMAL: (Mi: 1840 – 1888) Tekirdağ’lı olup İslâm mücahidlerindendir. Yeni Osmanlılık hareketine vatan mefhumunu sokmuş, “Firâki, hapsi, nefyi kadr-i nâmusumla gördüm hep” diye haklı olduğunu dâima müdâfaa etmiştir. Ehl-i kemâl bir zat olduğu, davasının istikameti ve samimiyetinden anlaşılır.Hayatının sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğunun ve İslâm dünyasının kurtuluşunu “ittihad-ı İslâm” da görmüş ve bu uğurda gayret Devamını Oku

  • SERAHOR: Osmanlı İmparatorluğunun ilk devirlerinde ordunun bir yerden başka bir yere hareketinde yolların yapılması ile beraber ağırlıkların nakil vesairesi veyahut memleket içinde zelzele, deprem gibi bir âfetin vukuuyla harap olan yerlerin hemen tamir edilmesi işlerinde kullanılanlara verilen addır. Devamını Oku

  • İSTANBUL: Türkiye’nin en büyük şehri ve Osmanlı İmparatorluğu’nun taht şehri (1453-1922). İslâm halifeliğinin son merkezi (1516-1924). Türklerden önce Bizans “Doğu Roma” İmparatorluğu’nun taht şehri idi (395-1453). * İstanbul ismi, Rumca şehre veya şehirde demek olan (İstin polin) tabirinden galat olup, bu ismin Osmanlılar tarafından fetih esnasında verilmiş olduğu rivayet ediliyorsa da, Osmanlılardan evvel şehrin bu Devamını Oku

  • HAVÂSS-I HÜMAYUN: Tar: Osmanlı İmparatorluğunun fütuhat devirlerinde (yükselme devri) fethedilen araziden devlet hazinesine ayrılan kısım. Her yer zaptedildikçe, arazi: timar, zeamet ve has namıyla üç sınıfa ayrılırdı. Meselâ 250 köyden müteşekkil bir sancağın 100-150 köyü ikişer üçer köy olarak 40-50 tımara ayrılır, harpte başarı gösteren askerlere dağıtılırdı. Kalanı zeamet ve has itibar edilerek bundan vezirlere, Devamını Oku

  • DEVLET-İ ÂLİYE: Osmanlı İmparatorluğu. Devamını Oku

  • TEKFUR: Tar: Bizans İmparatorluğunun valilik derecesindeki idarî hizmetlerinde bulunan kimseler. Devamını Oku

  • DEVRİYYE: Osmanlı İmparatorluğu devrinde ilmiye sınıfına mahsus bir pâye. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar