EZLAÎ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

EZLAÎ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

EZLAÎ: Uzunca ve iri olan şey.

Sponsorlu Bağlantılar

EZLAÎ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • ÇOPRA: Balık kılçığı. * Sık çalılık veya sazlık. * Uzunca boylu olan tatlı su balığı. Devamını Oku

  • RA’SA': Kulakları küpe gibi uzunca sarkık olan yahut ucunu kesmekten ilişik kalıp sallanıp duran kulakları asılı olan dişi koyun. Devamını Oku

  • İMAME: İslâma mahsus baş kisvesi olan sarık. Zırhlı külâh. * Çubuk ve sigaralığın başına takılan ağızlık. * Tesbihin başındaki ve ipin iki ucu içinden geçen uzunca tane. Devamını Oku

  • CİLLEVEZ: İnce kabuklu, uzunca fındık. * Köknar. Devamını Oku

  • ŞİŞE: Camdan yapılmış ağzı dar uzunca kap. Lâmbaya geçirilen camdan küçük baca. * Çeşitli maksatlarla çakılan çıta. Devamını Oku

  • KEMEND: f. Eskiden idam için boyna geçirilen yağlı kayış. * Uzakta bulunan herhangi bir nesneyi yakalayıp çekmek için üzerine atılan ucu ilmekli uzunca ip. * Geyik ve benzeri hayvanların yuları. * Güzelin saçı. Devamını Oku

  • FRENK SAKALI: Eskiden frenkleri taklid suretiyle bırakılan sakal hakkında kullanılan bir tabirdi. Çeneye gelen kısım uzunca bırakılıp, yukarı tarafları kısa kesilen veya traş edilen sakal demektir. Devamını Oku

  • TAC: Hükümdarların başlarına giydikleri mücevherli ve kıymetli taşlarla süslü başlık. * Müslümanların, Peygamberimizin sünnetine uygun olarak veya onu temsilen başlarına sardıkları örtü; sarık, imame. * Gelinlerin başlarına koydukları cevahirli süslü başlık. * Kuşların başındaki uzunca tüy. * Çiçeklerin ortalarındaki renkli parlak kısım. Devamını Oku

  • MÜSENNA: Kat kat olan. * İkili. İki bölümden meydana gelmiş olan. İki kat olan, iki noktalı olan, iki defa nâzil olan Sure-i Fâtiha. Gr: İki şahsa veya iki şeye delâlet eden kelime. (Bak: Seb’ul-mesâni) Devamını Oku

  • HAKÎM: Hikmetle muttasıf olan ve mevcudatın hakikatına vâkıf olan. Hikmet mütehasssı. İlm-i hikmette mütebahhir ve mütehassıs olan. İş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan. * Tabib, doktor. Devamını Oku

  • HAZIR: Huzurda olan, göz önünde olan. Amade ve müheyya olan. Gaib olmayan. * Müstaid olan. Devamını Oku

  • MÜSAFİR: Seferde ve muharebede olan. Yola çıkmış olan, yolcu. Yoldan gelen, başkasının evine gelmiş olan. * Fık: Onsekiz fersahtan uzak olan yerlere giden. (Bak: Mukim, Seferî) Devamını Oku

  • HAKK: (Bâtılın zıddı) Doğru. Gerçek. Vâcib ve lâzım olan. Her sâbit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki mâlikiyyeti. * Dâva ve iddia. * Hakikate uygunluk. * Geçmiş, harcanmış emek. Pay, hisse. * Münasib * Din. İslâmiyyet. * Kur’an. * Vukuu vâcib, geleceği şüphesiz olan. * Kıyamet. * Mahz-ı Devamını Oku

  • EVSÂT-I MUFASSAL: Kur’ân-ı Kerimin 86. suresi olan Tarık Suresinden 98. sure olan Beyyine Suresinin sonuna kadar olan surelerdir. Devamını Oku

  • EVSÂT-I MUFASSAL: Kur’ân-ı Kerimin 86. suresi olan Tarık Suresinden 98. sure olan Beyyine Suresinin sonuna kadar olan surelerdir. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar