EZELİYYE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

EZELİYYE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

EZELİYYE: Ezele mensub, ezel ile ilgili, ezelîlik.(S - Bütün silsilelerin Hâlik'ın vücub-u vücuduna kat'i şehadetleri göz önünde olduğu halde, bazı insanların madde ile maddenin hareketinin ezeliyeti cihetine zâhib olmakla dalâlete düştüklerinin esbabı nedendir?C - Kasd ve dikkatle değil, sathi ve dikkatsiz bir nazarla, muhal ve bâtıla, mümkin nazarıyla bakılabilir. Meselâ:Bir bayram akşamı, gökte ay ve hilâli arayanlar içinde ihtiyar bir zat da bulunur. Bu zat, gökteki hilâli görmek için bütün kasıd ve dikkatiyle nazarını göğe tevcih edip hilâli araştırmakla meşgul iken, gözünün kirpiklerinden uzanan ve gözünün hadekası üzerine eğilen beyaz bir kıl nasılsa gözüne ilişir. O zat derhal "Hilâli gördüm." der. "İşte bu gördüğüm Ay'dır." diye hükmeder.İşte sathî ve dikkatsiz nazarlar bu gibi hatalara düştükleri gibi, yüksek bir cevhere ve mükerrem bir mahiyete mâlik olan insan, kasdı ve dikkati ile daima hak ve hakikatı ararken, bazan sathî ve dikkatsiz bir nazarla batıla bakar. O batıl da; ihtiyarsız, talebsiz, dâvetsiz fikrine gelir. Fikri de, çar-naçar alır saklar, yavaş yavaş kabul ve tasdikine de mazhar olur. Fakat onun o batılı kabul ve tasdiki, bütün hikmetlerin mercii olan nizâm-ı âlemden gaflet etmesinden ve madde ile hareketinin ezeliyete zıt olduğuna körlük gösterdiğinden ileri gelmiştir ki, şu garip nakışları ve acib san'at eserlerini esbab-ı câmideye isnad etmek mecburiyetiyle o dalâletlere düşmüşlerdir. İ.İ.)

Sponsorlu Bağlantılar

EZELİYYE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • BATIL: Hakikatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan. Şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibadet ve muâmele. Meselâ: Bir özür bulunmaksızın taharetsiz kılınan namaz gibi. (Bak: Fasid)(Bir bayram akşamı, gökte ay ve hilâli arıyanlar içinde, ihtiyar bir zat da bulunur. Bu zat, gökteki hilâli görmek için bütün kasıd ve dikkatiyle nazarını göğe tevcih edip, hilâli araştırmakla meşgul Devamını Oku

  • ŞÂHİD-İ EZELÎ: Ezelden ebede her şey nazar-ı şuhudunda olan Cenab-ı Hak. Devamını Oku

  • ÜSTAD-I EZELÎ: Cenab-ı Hak. Bütün ilim ve bilgilerin, marifetlerin öğreticisi. Alîm-i Mutlak ve Hakîm-i Ezelî.(… Hem maden-i kemalât ve muallim-i ahlâk-ı âliye olan o dellâl-ı vahdaniyet ve saadet kendi kendine söylemiyor, belki söylettiriliyor. Üstad-ı Ezelîsinden ders alır, so a ders verir… M.) Devamını Oku

  • EZEL: İbtidası ve başlangıcı olmayan, her zaman var olan. Devamını Oku

  • ŞEMS-İ EZELÎ: Vâcib-ül-vücud ve ebediyyen var olan, her şeyi nurlandıran Allah (C.C.) hakkında teşbihen söylenen bir tabirdir. Devamını Oku

  • MİN-EL EZEL: Ezelden beri. Devamını Oku

  • EZELÎ: Ezele mensub ve müteallik. Devamlı var olup varlığının başlangıcı olmayan. Devamını Oku

  • MÜTEKELLİM-İ EZELÎ: Allah (C.C.) Devamını Oku

  • KÂTİB-İ EZELÎ: Her şeyin hayatının mukadderatını ezelden bilip yazan Cenab-ı Hak (C.C.) Devamını Oku

  • NAKKAŞ-I EZELÎ: Ezeli Nakkaş. Ezeli olup her şeyin nakşını yapan. Allah (C.C.) Devamını Oku

  • İBAHİYYE: Sevab veya günah olduğunu kabul etmeyen bâtıl ve dalâlete saparak dinden çıkan bir fırka veya bu fırkadan olan kimse. Devamını Oku

  • GUDDE-İ NEKFİYYE: Tıb: Kulak memesinden çeneye kadar olan kısımda bazan ufak ufak meydana gelen bezler. Devamını Oku

  • MÂ-İ NÂFİYYE: $(Ben kâmil değilim) misâlinde olduğu gibi mânayı nefyeder. Devamını Oku

  • MÜKERREM: Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan.(İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan batıl eline gelir, Hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor. Mek.) Devamını Oku

  • MÂ-İ İSTİFHAMİYYE: Sual için kullanılan kelimenin başında gelir. (Mâhâzâ: Bu nedir? Mâindek: Yanındaki nedir?) suallerinde olduğu gibi. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar