EBEDÎ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

EBEDÎ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

EBEDÎ: Sonsuza ve ebediyete âit. Ebediyete dâir ve müteallik.(Kur'ân bize bu âlemin fâni, geçici olduğunu, herşeyin devamlı değiştiğini ve takdir edilen bir zaman sonunda sona erdiğini ve ereceğini belirtiyor. Madde âleminin bir başlangıcı ve sonu olduğunu bundan da anlıyoruz. Kur'ân, bize ebedî âlemin varlığını da haber veriyor, bu dünya hayatının ebediyet âlemine geçiş için bir hazırlık, tekâmül ve geçiş dönemi olduğunu, ebediyet âlemindeki hayata uygun bir varlık olmak için bu dünyada Allah'ın emir ve kanunlarına uygun yaşamak gereğini hatırlatıyor ve emrediyor.)

EBEDÎ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • TEVEHHÜM-İ EBEDİYET: Ebedî yaşayacağını zannedip Allah’ın emirlerinden ve âhiret için hazırlanmaktan gaflet etmek. Hiç ölmeyecekmiş gibi evhâm ile sâdece bu dünyayı ve dünya menfaatlerini düşünmek.(Dünyada, tevehhüm-ü ebediyet hükmünce gaflet veya dalâlet neticesinde; mevti adem ve firakı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp gaflet ve dalâlet cihetiyle, Erhamürrâhimîn’in Cennet-i Rahmetini ve Firdevs-i Nimetini Devamını Oku

  • EBED-ÜL-ÂBÂD: Tükenmez, ebedî hayat. Sonsuzluk. * Cennet. Devamını Oku

  • EBEDİYYEN: Ebedî olarak, ilel-ebed. * Hiç bir vakit, hiç bir zaman. Devamını Oku

  • EBED: Ebedîlik. Zevalsizlik. Sonu olmamak. (Bak: Beka)Aklın bir hizmetkârı ve tasvircisi olan “kuvve-i hayâliye”ye denilse ki: Sana bir milyon sene ömür ile saltanat-ı dünya verilecek, fakat âhirde mutlaka hiç olacaksın. Tevehhüm aldatmamak, nefis karışmamak şartıyla “Oh” yerine “Ah” diyecek ve teessüf edecek. Demek, en büyük fâni, en küçük bir âlet ve cihazat-ı insaniyeyi doyuramıyor. İşte Devamını Oku

  • EHL-İ EBED: Ebedî olanlar, ebedîler. Devamını Oku

  • NİSYAN-İ EBEDÎ: Ebedî unutma. Devamını Oku

  • İLE-L-EBED: Ebede kadar. Nihayetsiz. Devamını Oku

  • SAÂDET-İ EBEDİYE: Büyük ve ebedî saâdet. Âhiret saâdeti.(Saâdet-i ebediye iki kısımdır. Birinci ve en birinci kısmı: Allah’ın rızasına, lütfuna, tecellisine, kurbiyetine mazhar olmaktır. İkinci kısmı ise; saâdet-i cismaniyedir. Bunun esasları; mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Ve bu üç esasın derecelerine göre saâdet-i cismaniye tebeddül eder. Ve bu kısım saâdeti ikmal ve itmam eden hulud Devamını Oku

  • NEFY-İ EBED: Bir daha dönmemek üzere nefyedip sürme. Devamını Oku

  • ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ: Ebedi olarak dinlenilecek yer, sonsuz olarak istirahat edilen yer, mezar. Devamını Oku

  • EBED-ÜL ÂBİDÎN: Ebediyyen, sonsuz olarak. Devamını Oku

  • SAÂDET-SARAY-I EBEDİYYE: Ebediyyetin saâdetli sarayı. (Cennet kastediliyor) Devamını Oku

  • ANTROPOLOJİ: yun. İnsan dediğimiz varlığı inceleyen ilim. İnsan biyolojik özellikleri açısından incelendiğinde biyolojik antropoloji, cemiyet halinde yaşıyan bir varlık olması açısından incelendiğinde sosyal antropoloji veya kültür antropolojisi, insanın mahiyeti, diğer varlıklardan farkı, hayatının mânası, dünyadaki yeri açısından incelendiğinde felsefi antropoloji adlarını alır. Allah insanın önce bedenini yaratmış, so a ona ruh vermiştir. Hiçbir varlığa vermediği Devamını Oku

  • ŞERİAT-I FITRİYE: Cenab-ı Hakk’ın kâinatta vaz’ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar. Devamını Oku

  • EMR-İ TEKVİNÎ: Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler. (Meselâ ilmin i’tâsı, mânen ameli emrediyor. Zekânın i’tası ilmi emrediyor. İstidadın bulunması zekâyı, aklın verilmesi ma’rifetullahı, kudretin verilmesi çalışmayı, cesaretin verilmesi cihadı mânen ve tekvinen emrediyor. İ.İ.) Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar