DAİ Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

DAİ kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

DAİ: Dua eden, duacı. * Sebep. * Davet eden. Muktazi. (Meselâ: Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır. Onu yemeğe sevk eder. Buna dai denir.) Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) bir ismi de daidir. * Çağıran. Müezzin.

DAİ ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • DAİYAN: (Dâi. C.) Dua edenler, duacılar. Devamını Oku

  • DAİRE-İ ESBAB: Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem. Devamını Oku

  • İHTİDA: Hidayete ermek. Delâlet ve irşadı kabul edip doğru yola girmek. Allah’a ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize iman etmek. * Başkasına tekaddüm etmek. Devamını Oku

  • DAİRE: Resmi hükümet makamlarından her biri. * Yazıhane. * Büyük bir idare adamının makamı. * Ev veya apartman katı. * Bir manevi te’sirin hükmü geçtiği mahal. * Sınır içi. * Büro, büyük ev, konak. * Çember, düz yuvarlak şekil. * Mat: Merkezden aynı uzaklıktaki noktaların çevirdiği düzlük parçası. * Hezimet ve musibet. Beliye-i muhita. * Devamını Oku

  • DAİM: Devam eden. (Daimî, daima, daimen şeklinde de söylenir.) Devamını Oku

  • FÂSİD DAİRE: Man: A yı B ile, B yi A ile ispat etmek. Bir düşünceyi isbat etmek için isbat edilmemiş başka bir düşünceyi delil olarak kullanmak ve bunu da isbat için isbatı istenen ilk düşünceyi doğru sayıp buna delil diye kullanmak. Yani isbat edilen ile isbat edeni birbirine delil saymak olup isabetsizdir. Devamını Oku

  • DAİN: (Dâyin) Ödünç veren, borca veren. * Alacaklı. İkraz eden. Devamını Oku

  • ÇAĞDAŞ: (Bak: Asrî) Devamını Oku

  • İ’TİDA: Sesini yükseltmek. * Zulmetmek. * Haddinden geçmek. Devamını Oku

  • DAĞDAĞA: Gürültü. Iztırab. Boş yere telâş ve zorluklar. * Tereddüt etmek, karar verememek. * Gıcıklamak. Devamını Oku

  • AĞDA: Bir kapta karıştırılıp pişirilerek koyulaşmış ve lüzucet kazanmış her nevi şeker vesaire. Devamını Oku

  • DAŞTEN: f. Tutmak, elde etmek, mâlik olmak, zimmetine geçirmek. * Zabtetmek, gasbetmek, almak. * Görüp gözetlemek. * Eskimek, yıpranmak, harab olmak, köhneleşmek. Devamını Oku

  • DAĞISTAN: f. Dağlık yer. * Kafkasya’nın kuzeydoğusunda ve Hazer Denizi’nin batı kıyılarında bulunan bir bölgedir ki, eskiden buraya Albanya denirdi. Devamını Oku

  • DAĞIT: Emin. * Nâzır, bakan. * Şiddet veren. * Üzüm toplamada kullanılan âlet. Devamını Oku

  • İBTİDAÎ: Başlangıca ait, en önce olarak. İlk, evvelâ. * Ham, işlenmemiş. * İlk tahsil veren okul. (Daha da evvel bunun yerine “Sıbyan Mektebi” tabiri kullanılırdı.) Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar