CÜMLE-İ İHBÂRİYE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

CÜMLE-İ İHBÂRİYE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

CÜMLE-İ İHBÂRİYE: (Cümle-i haberiye de denir) Bir hâdiseyi, bir nesneyi bildiren cümle. Bunun zıddı: cümle-i inşâiyedir; emir ve nehiyleri bildirmek gibi.

CÜMLE-İ İHBÂRİYE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • TEŞRİ’ EYLEMEK: Dinî emir ve yasakları bildirmek. Kanun bildirmek. Bir emrin kanun gibi tatbikini istemek. Devamını Oku

  • CÜMLE-İ CEZÂİYE: Şart cümlesinin ikinci kısmı. Misâl: “Eğer lügatı rehber edinirsen, kelimelerin mânasını anlarsın” cümlesindeki “kelimelerin mânasını anlarsın” cümlesi, cümle-i cezâiyedir. Devamını Oku

  • İRADE-İ ALİYE: Tar: Sadrazam tarafından verilen emir. Bu emir yazılı olduğu gibi, şifâhi de olurdu. Yazılı olana “iş’arat-ı âliye” de denilirdi. Devamını Oku

  • TAKRİR: İyi ifade etmek. Bildirmek. * Ağzından anlatmak. * Yerleştirmek. Kararlaştırmak. Yerini belirtmek. * Resmî olarak yazı ile bildirmek. * Tapuda, mülkünü başkasına sattığını bildirmek. * Siyasî nota. Devamını Oku

  • CÜMLE-İ TEFSİRİYE: (Cümle-i müfessire) “Yâni, meselâ” gibi sözlerle başlayıp önceki cümleyi açıklayan cümle. Devamını Oku

  • HAKİKAT-I HÂRİCİYE: Hayat gibi âlem-i şehadete gelmiş varlık. Devamını Oku

  • SADAKA-İ CÂRİYE: Hayrı, sevabı dâimî olan sadaka. Sevabı öldükten so a da devam eden hayırlı ameller. (Kur’an ve iman hizmeti gibi.) Devamını Oku

  • FARAZİYE: (Fr: Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğruluğu hakkında bundan çıkarılacak mantıkî düşünceler belirlenir, bu sonuçların hakikatta var olup olmadığı görme ve deneme yoluyla Devamını Oku

  • CÂSİYE SURESİ: Kur’an-ı Kerim’in 45. sûresi olup Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Şeriat, Dehir Suresi de denir. Devamını Oku

  • CİNAS-I TAMM: Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim). Devamını Oku

  • ME’MUR: Emir ile hareket eden. Emir altında olan. Vazifeli. Kendi istediği gibi olmayıp başka emre göre çalışan. Bir emir alan. Bir işe tâyin olunmuş adam. Devamını Oku

  • LAFZ-I ZÂHİR: İbaresi işitilmekle ancak bilinen, yâni söyleyenin maksadı düşünülmeye muhtaç olmadan derhal mânâsı anlaşılan sözdür. Bunun zıddına hafi denir. Devamını Oku

  • İ’LAM: Bildirmek. Belli etmek. Anlatmak. * Mahkeme hükmünü bildiren resmi karar yazısı. Devamını Oku

  • NUR: Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık. * Kur’ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber. * Zulmeti def eden, şule, ışık. (Bazılarınca ziya, nurdan daha sağlamdır ve daha hastır. Nur; dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki nevidir. Dünyevi olanı da iki çeşittir: Biri: Envar-ı İlâhiyeden intişar eden nurdur. Akıl ve Nur-u Kur’an gibi. İkincisi: Görmekle Devamını Oku

  • NUR: Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık. * Kur’ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber. * Zulmeti def eden, şule, ışık. (Bazılarınca ziya, nurdan daha sağlamdır ve daha hastır. Nur; dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki nevidir. Dünyevi olanı da iki çeşittir: Biri: Envar-ı İlâhiyeden intişar eden nurdur. Akıl ve Nur-u Kur’an gibi. İkincisi: Görmekle Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar