CESARET-İ MEDENİYE Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

CESARET-İ MEDENİYE kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

CESARET-İ MEDENİYE: Her türlü baskılara karşı çekinmeden hakikatı söylemek. Müsbet harekette korkmamak. Haklı olduğu bir mes'elede korku göstermemek. İçtimai münasebetlerde girişkenlik.

Sponsorlu Bağlantılar

CESARET-İ MEDENİYE ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • CESARET: Cesurluk, yiğitlik, korkusuzluk. Devamını Oku

  • BEHEM-BER-ÂMEDEN: f. Toplanmak, cem olmak, birikme. * Mc: Kızmak, sinirlenmek, asabileşmek, müteessir olmak. (“Behemâmeden” de denir.) Devamını Oku

  • MEDENİ: Faziletli, terbiyeli, kibâr. * Medineli. Şehirli. * Kur’an-ı Kerimin Medine şehrinde nâzil olan âyet ve sureleri. Devamını Oku

  • MESAVİ-İ MEDENİYYET: Medeniyyetin fenalıkları, kötülükleri. (İsraf ve sefahet gibi) Devamını Oku

  • SAÂDET-SARAY-I MEDENİYET: Hakikî ve İslâmî bir medeniyet vasıtasıyla olan bir hayat saâdeti. Devamını Oku

  • MEDENİ-İ BİTTAB': Doğuştan, yaradılıştan huyları ile medeni oluş. * Cenab-ı Hakkın yaratması ile tab’an iyi huylu, kibar, faziletli kimse. Devamını Oku

  • MİMSİZ MEDENİYET: Vahşilik, denîlik. Alçaklık. * Medeni kelimesinin, Kur’ân alfabesine göre “mim” harfini kaldırırsak, denî kelimesi kalır. Buna binaen, “mimsiz medeniyyet” de denî, alçak ve zâlim yerinde kullanılmıştır. Devamını Oku

  • HUKUK-U MEDENÎ: Umumi mânada: Temel hak ve hürriyetler ve medeni haklar. Avrupaî mânada ise: Lâik hukuk sistemi, medeni hukuk. Devamını Oku

  • MEDENİYET: Adaletseverlik, insanca iyi ve ferah yaşayış. Şehirlilik. Yaşayışta, içtimaî münâsebetlerde, ilim, fenn ve san’atta tekâmül etmiş cemiyetlerin hâli. * İslâmiyetin emirlerine göre, usulü dâiresinde yaşayış.(Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır. Bunların Devamını Oku

  • TA’ZİYE: Yeni ölen birisinin yakınlarının acısını paylaşır söz söylemek, teselli etmek. Baş sağlığı dilemek. “Allah sabr-ı cemil ihsan etsin” diye söylemek. Devamını Oku

  • ULUHİYET-İ SÂRİYE VE HAYAT-I SÂRİYE: Vahdet-ül vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirayet etmesi, yani tecelli etmesi mânasında olan bu tabirlerden, ehil olmayanlar; Allah’ın tecessümünü veya eşyaya hulûl’ünü veya eşya ile ittihad ve ittisal’ini zu’metmek gibi bâtıl vehimlere düştüler.Bu mes’eleye dair Mesnevi-i Nuriye’den nakledeceğimiz veciz bir paragraftan bu tabirler daha Devamını Oku

  • MUCİBE-İ KÜLLİYE: Man: Müsbet ve umumi (şumüllü) olan kaziye. Devamını Oku

  • TERKİBAT-I NİSBET-İ HAFİYE: Gizli düşünce ve tasavvurlardan meydana gelen terkibler. Devamını Oku

  • KERAMET-İ İLMİYE: İktisab suretiyle olmayıp, vehbi yani Cenab-ı Hakk’ın atiyyesi olarak geniş bir ilme mazhariyyetten hâsıl olan ilmi keramet. *İlim tahsili ile çok büyük ilim sâhibi olan bir allâmeden çok daha yüksek vâsi’ ve hârikulâde bir ilme mazhar bulunan, hem ilmî dehâsı ve fart-ı zekâsı tecrübelerle ve harika eserleri ile sâbit ve müsellem olarak bir Devamını Oku

  • FARAZİYE: (Fr: Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğruluğu hakkında bundan çıkarılacak mantıkî düşünceler belirlenir, bu sonuçların hakikatta var olup olmadığı görme ve deneme yoluyla Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar