AVUKAT Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

AVUKAT kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

AVUKAT: Mahkemede ücret mukabilinde taraflardan birinin müdafaasını ve davasını üzerine alan hukukçu. * Mc: Müdafaaya muktedir, çeneli, cerbezeli.

Sponsorlu Bağlantılar

AVUKAT ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HUKUKÇU: Hukuk mütehassısı. Hukuku meslek edinen kimse. Avukat, müdde-i umumi “savcı” ve hâkim. Devamını Oku

  • MÜLTEZİM: Bir şeyi kendi üzerine lâzım eden; iltizam eden, üzerine alan, deruhte eden. Devlet hazinesine maktu, muayyen vergi verip bir kısım memleketlerin aşar gibi varidatının tahsilini üzerine alan. Devamını Oku

  • HABİS: Bağışlanan şey. Mukabilinde bir ücret istenmeyen şey. Parasız olarak verilen nesne. Devamını Oku

  • İLTİZAM: Kendine lâzım kılma. İcrasına cehdettiği şeyi kendi üzerine vâcib kılma. Mülâzemet etme. Gerekli bulma. * Tarafgirlik etme, birinin tarafını tutma. * Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı. Bu usulün adı iltizamdı. İltizamı üzerine alan kimseler, yani mültezimler; geliri devlete peşin olarak öderler, so a Devamını Oku

  • ECR: (C.: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey. * Ahirete aid mükâfat, hayır ceza. * Ücret, mukabil, karşılık. Sevab. * Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması. Devamını Oku

  • VAZİFEHÂR: (C.: Vazifehârân) f. Ücret alan. Devamını Oku

  • İDDİANAME: Müddei umuminin (savcının), iddialarını topladığı ve soruşturma sonunda mahkemede okuduğu yazı. (Ceza işlerinde hazırlık tahkikatının neticesi, davasının açılması için kâfi olduğu anlaşılırsa savcı bu dâvayı, ya ilk tahkikatın açılması hakkında sorgu hakimine bir talepname veya doğrudan doğruya mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle açar. Savcının bu suretle davayı açtığını bildiren yazısına iddianame denir. (O.T.D.S.) Devamını Oku

  • KEFFARET-İ YEMİN: Yaptığı bir yemine sadık kalmayıp bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret demektir ki: Muktedir ise, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azad etmekten; muktedir değil ise, on fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktan veya on fakire birer parça libas giydirmekten; bu üç şeyden birine muktedir olamayana da üç gün muttasıl oruç tutmaktan ibârettir. Devamını Oku

  • HUKUKŞİNAS: Hukukçu, hukuk ilmini bilen. * Vefâlı kimse. Sâdık dost. Devamını Oku

  • MÜSTANTIK: İstintak eden, soran. * Mahkemede ilk ifadeyi alan, ilk soruşturma tahkikatı açan hâkim. * Sorgu hâkimi. * Sual soran. Sorguya çeken. Devamını Oku

  • MÜTEFEVVİZ: Tefevvüz eden, uhdesine alan. * Gayr-i menkul malların tasarruf hakkını üzerine alan. Devamını Oku

  • ASSUBAY: Ask: Çavuş, üst çavuş ve başçavuş diye rütbeleri olan, ücret alan ve resmi elbise giyen askerdir. Devamını Oku

  • MÜSTE’DÎ: Birinin zulmüne karşı başka birinden yardım dileyen. * Birini sıkıştırıp malını zorla alan. Devamını Oku

  • HUKUK-U MEDENÎ: Umumi mânada: Temel hak ve hürriyetler ve medeni haklar. Avrupaî mânada ise: Lâik hukuk sistemi, medeni hukuk. Devamını Oku

  • İFTİRA: Birinin üzerine suç atmak. Bühtan. İfk. Yalan yere birisini suçlu göstermek. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar