ATEŞ-İ HECR Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

ATEŞ-İ HECR kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

ATEŞ-İ HECR: Firak ateşi, ayrılık acısı.

Sponsorlu Bağlantılar

ATEŞ-İ HECR ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • HECR: Ayrılık, firak. * Tıb: Sayıklamak. Hezeyan. (Bak: Hicr) * Çok sıcak günlerde öğle vakti. Devamını Oku

  • HECR-İ CEMİL: Kalben ve fikren onlardan uzak durup fiillerinde onlara uymamakla beraber, kötülüklerine karşılık vermeğe kalkışmayıp müsamaha, idare ve güzel ahlâk ile hüsn-i muhalefet etmek. (E.T.) Devamını Oku

  • ANDED: Ayrılık, firak. Devamını Oku

  • EGARİB: Firak anı, ayrılış zamanı. Savaş ânı. Devamını Oku

  • FIRAK-I DÂLLE: Dalâlete gitmiş fırkalar. Dalâlette kalmış cemaatler. Devamını Oku

  • BÜDD: Uzaklaşma. Birbirinden uzak düşme. * Perâkende etmek, dağıtmak. Put, sanem. * Firak. * Tâkat, kudret. Devamını Oku

  • FİRKAT: (Fürkat) İftirak. Dostlardan ve sâir sevdiği şeylerden ayrılış. Firak. Müfarakat. Devamını Oku

  • FIRAK-I SİYASİYE: Siyasî fırkalar, siyasî partiler. Devamını Oku

  • AN-I SEYYALE: Gelip geçici az bir an.(Vacib-ül Vücud’a intisabını bilen veya intisabı bilinen herbir mevcud, sırr-ı vahdetle, Vâcib-ül Vücud’a mensub bütün mevcudatla münasebetdar olur. Demek her bir şey, o intisab noktasında hadsiz envar-ı vücuda mazhar olabilir. Firaklar, zevaller, o noktada yoktur. Bir ân-ı seyyâle yaşamak, hadsiz envâr-ı vücuda medardır. Eğer o intisab olmazsa ve bilinmezse, Devamını Oku

  • EDEB: Terbiye. Kavlen, fiilen insanlara lütuf ile muamele etmek. Güzel ahlâk. Usluluk. Hayâ. * Ist: Sünnet-i Resul’e (A.S.M.) uygun hareket etmek. * Utanılacak şeylerden insanı koruyan meleke; kuvve-i râsiha-i nefsiye. * Edebiyat ve ondan bahseden ilim.(Kur’anın edebi ise: Öyle bir hüznü verir ki, âşıkane hüzündür. Yetimâne değildir. Firak-ul ahbabdan gelir. Fakd-ül ahbabdan gelmez. Lemeat) Devamını Oku

  • TEVEHHÜM-İ EBEDİYET: Ebedî yaşayacağını zannedip Allah’ın emirlerinden ve âhiret için hazırlanmaktan gaflet etmek. Hiç ölmeyecekmiş gibi evhâm ile sâdece bu dünyayı ve dünya menfaatlerini düşünmek.(Dünyada, tevehhüm-ü ebediyet hükmünce gaflet veya dalâlet neticesinde; mevti adem ve firakı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp gaflet ve dalâlet cihetiyle, Erhamürrâhimîn’in Cennet-i Rahmetini ve Firdevs-i Nimetini Devamını Oku

  • MÂTEM: Ağlama. Üzüntü veya kederden ağlayıp sızlama. Kederinden yas tutma.(…Bak! Öyle bir ziya-yı hakikat neşreder ki, eğer O’nun o nurâni daire-i hakikat-ı irşadından hariç bir surette kâinata baksan, elbette kâinatın şeklini bir matemhâne-i umumi hükmünde ve mevcudatı birbirine ecnebi, belki düşman ve câmidatı dehşetli cenâzeler ve bütün zevil-hayatı zevâl ve firakın sillesiyle ağlayan yetimler hükmünde Devamını Oku

  • ÂLEM-İ BERZAH: Berzah âlemi. Kabir âlemi. (Bak: Kabr)(Âlem-i ziyâ, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehriba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esir, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler, hepsi de, ihtilâlsiz, müsâdemesiz küçük bir yerde içtimâ ederler. M.N.)(Nass-ı Kur’anla, şühedânın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet Devamını Oku

  • MÜRŞİD-İ EKBER: En büyük mürşid. * Kur’ân-ı Kerim veya Hazret-i Peygamber (A.S.M.) . (Bak: Mefhar)(Arkadaş! Şu Zât-ı Nuranî (A.S.M.), mürşid-i imanî, Resul-ü Ekrem, bak nasıl neşrettiği hakikatın nuruyla, hakkın ziyasiyle, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek âlemde yaptığı inkılab ile âlemin şeklini değiştirerek nurani bir şekle sokmuştur. Evet o Zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, Devamını Oku

  • SAÂDET-İ EBEDİYE: Büyük ve ebedî saâdet. Âhiret saâdeti.(Saâdet-i ebediye iki kısımdır. Birinci ve en birinci kısmı: Allah’ın rızasına, lütfuna, tecellisine, kurbiyetine mazhar olmaktır. İkinci kısmı ise; saâdet-i cismaniyedir. Bunun esasları; mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Ve bu üç esasın derecelerine göre saâdet-i cismaniye tebeddül eder. Ve bu kısım saâdeti ikmal ve itmam eden hulud Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar