AN-CEHLİN Osmanlıca ne demek?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

AN-CEHLİN kelimesinin Osmanlıca anlamı nedir?

AN-CEHLİN: Bilmezlikle, bilmeyerek.

AN-CEHLİN ile alakalı bazı sözcükler ve Osmanlıca anlamı

  • KAZİYE-İ CEHLİYYE: Man: Esası cehl üzere mebni olan bâtıl kaziyyedir. (L.R.) Devamını Oku

  • EHL-İ CEHL: Bilgisizler, câhiller. Devamını Oku

  • CEHLİSTAN: f. Cehâlet âlemi. Cahilliğin olduğu yer. Devamını Oku

  • CEHL-İ BASİT: Bilmediğini bilmek sûretiyle olan câhillik. Devamını Oku

  • CEHL-İ MÜREKKEB: Bilmemekle beraber, bilmediğini de bilmemek. Devamını Oku

  • CEHL: Câhillik, bilmemezlik, ilimden mahrum olmaklık, nâdanlık, tecrübesizlik, gençlik. Devamını Oku

  • EBU CEHL: “Cehalet babası” demek olan bu kelime, Hazret-i Resul-i Ekrem (A.S.M.) zamanında, mu’cizeleri ve çok delilleri ve Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ı gördüğü halde iman etmeyen din düşmanı puta tapan gururlu bir müşrikin lâkabıdır. Bedir Gazasında öldürüldü. Devamını Oku

  • ZULMET-İ MÜNEVVERE: Efkâr-ı hâzırada cehl-i basiti, cehl-i mürekkebe kalbeden en mühim sebep. Meçhul bir şeye parlak bir isim takmakla anladım zannetmek ve izah olundu zannetmektir. Manyetizma, telepati, kuvve-i mıknatısıyye ve elektrik gibi isimleri takmakla o hârika hâdiseler izah olunmuş olamazlar. Devamını Oku

  • İSTİCHAL: (Cehl. den) Câhil sayma. Devamını Oku

  • MÜCEHHEL: (Cehl. den) Bilinmez bir hâle getirilmiş. Devamını Oku

  • MÜSTECHİLÂNE: (Cehl. den) f. Cahil sayarak. Devamını Oku

  • ADEM-İ KABUL: İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak. (Kabul etmemek başkadır. İnkâr etmek başkadır. Adem-i kabul, bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı, Devamını Oku

  • TAKSİM-İ A’MÂL: İş bölümü, iş taksimi.(Sani’i-i Zülcelâl’in hilkat-i âlemde câri ve taksim-ül-a’mâl kaidesinden akan kanun-u tekemmül ve terakkide mündemiç olan rıza ve işaretinin imtisali farz iken, itaat tamam edilmemiştir. Şöyle: Kaide-i taksim-ül-a’mâli muktazi olan hikmet-i İlâhiyenin dest-i inayetiyle beşerin mahiyetinde ekmiş olduğu istidadât ve muyulâtla şeriat-ı hilkatin farz-ül-kifayesi hükmünde olan fünun ve sanayiin edasına bir Devamını Oku

  • ÜLFET: Alışma, alışkanlık. Birisiyle münasebette bulunmak. Ünsiyet. Ahbablık, dostluk. Huy etme. Görüşme, konuşma.(İnsanları fikren dalâlete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telâkki etmeleridir. Yâni me’lufları olan şeyleri kendilerince mâlum bilirler. Hattâ ülfet dolayısıyla âdiyata teemmül edip ehemmiyet vermezler. Halbuki ülfetlerinden dolayı mâlum zannettikleri o âdi şeyler birer hârika ve birer mu’cize-i kudret oldukları halde, ülfet sâikasiyle Devamını Oku

  • NİŞDE (NİŞDÂN): Talep etmek, istemek. * Söz vermek, and vermek. Devamını Oku

Sponsorlu Bağlantılar